İnsan yalnızken kendini dinlemeyi ve keşfetmeyi daha iyi öğrenir. Kalabalıklar ise insanın kendinden çok çevresiyle ilişki kurmasına sebep olur. Bu da beraberinde aidiyet olgusunu doğurur ve kişinin çevresince kabul görmesi için çevre faktörünü ön plana almasına sebep olur. Çevrenin kişiden beklentileri ve kişinin o çevreden beklentileri üzerine kurulu bir bağ oluşur aralarında... Bu yüzden kalabalıklar bazı insanların tatmin araçlarıdır. Ne kadar kabul görmüş, ne kadar çok kişiden beğeni ve onay almışsa o kadar mutludur, haz içindedir.
Bir psikolog ya da sosyolog değilim... İnsanları incelerim... Hal, hareket ve konuşmalarından alt okuma yapmaya çalışırım. Kalabalıkların amaç ve niyetlerini sorgularım...
Vardığım sonuç bu.
İnstagram ın hayatımıza yeni girdiği günlerdeki anlamından çıkıp farklı anlamlara doğru yol almakta olduğunu görmekteyim bir süredir. Paylaşımlarınızın takip edilmesi için takipçilere ihtiyacınız var... Mesele de burada başlıyor... Bir süre sonra takipçilerin beklentileri sizin kendi isteklerinizden daha önemli hale geliyor. Şurada şu yemeği yedim, şurada şunu yaptım paylaşımlarının kimseleri enterese etmemesi gerektiğine kanaat getiriyorsunuz, ki zaten o kimseler de sizden ne beklediklerini "like" sayılarına göre dolaylı bir dayatma ile hissettirmiş oluyorlar.
Görünen o ki, instagram da büyük çoğunluk belli bir beklenti şablonu oluşturmuş. Sizi hemen o yörüngeye dahil olmak ya da olmamak üzerine belli bir yöne çekmeye ya da itmeye başlıyorlar. Dindarlık, tesettür, gezici olmak, Atatürkçülük, laiklik, vintage-sunum-doğa-fotoğrafçılık-yemek severlik, edebi ve şiirsel anlatımlar gibi bir dolu kategorizeleşme ile bu çekim ve itim kuvveti, kişiler üzerinde bir şekillendirme, gruplandırma aracına dönüşebiliyor.
Fark ettim ki ben de ister istemez kendime belli bir yön çizdim orada... Paylaşmak istediklerimin çoğunu paylaşmamayı tercih ederek. Dolayısıyla instagram benim için eğelencelik bir oyuncak... Vakit buldukça...
Yediğim, içtiğim, gezdiğim, gördüğüm yerler ve mekanlarla ise foursquare deyim bir süredir. Sessiz... sakin... amacına uygun...
Olur da merak ederseniz web sürümüne üye olup "check in" lerimi burada görebilirsiniz...
Bitmek bilmeyen yağmurlar, üstümüzden kalkmayan kara bulutlar tez zamanda gider dilerim... İş yerimi ve iş yükümü başta kocacığa ve hünerli bir kaç arkadaşıma bırakıp bir süreliğine Mersin'e Ayşen ablama gidiyorum... Yalnız ve zor günlerinde yanında olmam işimden çok çok daha önemli...
Bu fırsatla ben de ortam değiştirmek ve iş yükümden kurtulmuş olmakla sakin ve dingin bir süreç geçirmiş olmayı ümit ediyorum...
Benden şimdilik böyle...
Bir sonraki posta kadar sağlıcakla kalın...
haberiniz olsun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haberiniz olsun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Haziran 2014 Cuma
7 Mayıs 2014 Çarşamba
bahar temizliği / laura ashley 2014 ilkbahar-yaz koleksiyonu
Geçenlerde şöyle bir yazı okumuştum:
“Bahar temizliğini evde değil de çevremizde yapmak için harika günler.
Havalar artık bizi mutsuz edenlere tahammül etmek için fazla güzel.”
Burada metafor var tabii... çoğunlukla çevremizde bizi üzen, sıkıntı veren, tahammül sınırlarımızı zorlayan insanlara indirgenmiş bir alt anlam var... Ben bu sözü genelleştirip yaşamımın her alanında duyumsamak istiyor, temizlik sözünün içini salt "atmak, çıkarmak" gibi anlamlarla doldurmak istemiyorum. Kapsama alanını kişilerden nesnelere dek yaymak istiyorum...Hatta basite indirgeyip ufacık alanlarda dahi uygulamak istiyorum. Kaldı ki bazen hayatımızdan çıkarmak istesek de çıkaramayacağımız insanlarla bir şekilde temas halinde olmak gibi bir zorunluluk da var... Mümkün olduğunca es geçmeli ama dert de etmemeli... Öte yandan somut anlamla... tozunu aldığımız bir köşeye yeni aksesuarlar, mis mis çiçekler yerleştirmek, gidip gelip seyretmek, koklamak da bu kavramın içinde olmalı. Böylelikle bahar temizliği dediğimiz şey insan ruhunda daha çok anlam kazanmış olacak.
Misal; blogumun uykulu hali...
Sahibesi zaman bulup haftada bir post girerse renklenip, neşelenip cıvıltılı bir havaya bürünebiliyor. Kaldı ki bu blogun sahibesi en çok da kendi ruhuna hitap eden fotoğraflarla yola devam etmeyi seçmiş bulunmakta... Ama yetemiyor... yetişemiyor. Hele bir de, şu günlerde, gerçek hayatta gerçek bahar vuku bulmuşken bu güzelliklerden blogu da nasiplensin istiyor. Çünkü böyle daha mutlu olacak... Kimbilir! Belki okuyucularına da bu mutluluktan pay sunacak.
Üstelik google+ gibi bir bela yüzünden blog arşivindeki bazı fotoğraflarla ilgili sorun yaşamışken, özellikle de blogunda cıvıltı görmeye pek bi ihtiyacı var.
Konuya değinmişken bir açıklık getireyim; malum bloga eklenen fotoğraflar picasaweb deki albümlerimize de ekleniyor. İşte günlerden bir gün, google+ sürekli picasawebdeki fotoğraflarınızı google+ a aktarın gibi bir uyarıyı sayfanın ortasındaki kocaman bir buton ile gözüme gözüme sokmaya başladı... ama her picasaweb albümüme gidişimde... orada her bir işlem gerçekleştirişimde... Her defasında reddediyordum, bir gün nasıl oldu ise bu butona basmış bulundum, yeter ne halin varsa gör hissiyatımdan belki, ya da bir anlık gafletimden... Ve picasaweb albümlerim hooooop google+ ya kopyalandı. Sinir oldum, derhal oradaki fotoğrafları kaldırmak istedim. Google+ daki fotoğrafları silmemle beraber blogumdaki bazı fotoğraflar da silindi. Bununla da kalmadı nasıl bir müdahale ise! bu fotoğraflar picasaweb albümümden de silindi. "Sen google+ daki fotoğraflarını kaldırırsın ha, ben de senin blogundaki ve picasa albümündeki fotoğraflarının bazılarını sileyim de gör gününü" der gibi... nahoş, intikamvari, acıtıcı, can yakıcı bir durumla karşılaştım. Blogumu kurduğumdan beri blog için editleyip hazırladığım tüm fotoğrafları cd lerde ve kısmen klasörlerde saklıyorum neyse ki... Yani bu fotoğraflar bende mevcut. Ama gelin görün ki; tek tek bulup ilgili postları tek tek tarayıp eklemem için çooooook geniş zamanlara ihtiyacım var. Kendimi hazır hissettiğim bir gün bunu kesinlikle yapacağım. Bu kez de bloglovin ile takip edenlerin kafası karışacak... çünkü eski postlar güncellendikçe yeni postmuş gibi üst sıraya gelecek... ama olsun!
Ama.... Ben bu kötülüğü bizzatihi google+ dan yaşadım ve fotoğraflarımı oradan silmekle kurtuldum mu? HAYIR! Daha çok geçmeden, bu kez benim hiç bir müdahalem olmadan fotoğraflarımı almış yine google+ belası kendi albümüne kopyalamış.... Picasaweb albümüme gitmek istediğimde en önce google+ da oluşturduğu albüme yönlendiriyor beni... Tekrar tıklayarak picasaweb e dönüş yapıyorum... her defasında aynı şeyi yapmak sıkıcı... hele istem dışı olunca da tam bir bela!... Bela diyorum... bu illet... çünkü akıllı telefonumda da sürekli mesaj yollamakta ve tüm reddetmelerime rağmen her defasında telefon kameramın albümündeki fotoğrafları google+ ya taşımak istemekte... Kabul etmiyorsam istemiyorum demektir... bu yapışkanlık, bu ısrar, bu illa ki olacak tarzındaki yine yine karşıma gelmeler niye! anlayamıyorum.
Bir zamanlar da farklı periyotlarda, -elişi blogumun page rank i çok çok yüksek iken- reklam almamı öneren bir uyarı musallat olmuştu bu google sayesinde... Her defasında reddetmekten gına gelmiş yeter ki sayfa izlenme sayım düşsün bu illet de karşımdan gitsin diye ara ara aylarca post girmemiştim bloguma.
Çok öneri aldım ama... blogumun reklam amaçlı kullanılmasını sevmiyorum... istemiyorum... ürünleri hakkında iyi ya da kötü olduğuna dair net bir bilgim olmadığı şeyleri kitlelere duyurma, tanıtma hakkını ve sorumluluğunu üstüme almak istemiyorum. Kısacası reklam sektörünün kolay bir aracı haline gelmek, salt "bakın beni de aradılar, ben de reklam aldım" gibi bir eda ile buralarda arz-ı endamda bulunmak hiç ama hiç istemiyorum. Bu benim tercihim... Yapana hiç bir yorum yapmam... ama kendi tercihimin açıklamasını da yapmaktan kaçınmam. Sonuçta hepimiz hayatlarımızı kendi tecihlerimizle yaşıyoruz... hayatımız kendi doğrularımız.
Öte yandan, çok beğendiğim bir şeyin reklamını yapmak uğruna, o şeyi burada paylaşabilirim. Ama bu benim inisiyatifimde...
Evet... benim... kısa cümlelerle iletişimini kotarmayı tercih eden bu az konuşan hatunun.... uzuuuun uzuuuuun açıklamaları buraya dek okuduklarınız... :) şaşırmayınız.
Artık daha çok bıdı bıdı yapmak istiyorum... Bilmem neden... ama çok değil, daha geçen hafta böyle bir karar aldım... Yaşantımda var olan materyalleri, kişileri, anları ve durumları sorguladığımda bazılarına uzun konuşmaları yerleştirmeyi doğru buldum. Sanki çok suskunluk da matah bişey değilmiş, bazen de insan söyleyeceklerini uzun uzun anlatmalıymış, gerekirse haykırmalıymış gibi... böylesi bir düşünce kendini doğrulatmak için beynimin kıvrımlarında dolaşmaya başladı birden bire... Ona biraz şans tanımak istiyorum. Belki beceremez ya da sıkılır, özüme de dönebilirim! Ama uzun anlatımlı postlar görürseniz benden... bilin ki bu sebepten... :)
Bahar temizliği demişken... Pazar günleri hariç baharın ışıltılı saatlerini dört duvar arasında harıl harıl çalışıyor vaziyette geçiriyorken... haliyle kendimden fotoğraf ekleme şansım da pek fazla yokken... yine de blogum bahardan nasiplensin... neşelensin... çiçeklensin. istiyorum.
İşte böyle bir hevesle Laura Ashley'nin 2014 ilkbahar-yaz koleksiyonu ile birlikteyim sizlerle...
“Bahar temizliğini evde değil de çevremizde yapmak için harika günler.
Havalar artık bizi mutsuz edenlere tahammül etmek için fazla güzel.”
Burada metafor var tabii... çoğunlukla çevremizde bizi üzen, sıkıntı veren, tahammül sınırlarımızı zorlayan insanlara indirgenmiş bir alt anlam var... Ben bu sözü genelleştirip yaşamımın her alanında duyumsamak istiyor, temizlik sözünün içini salt "atmak, çıkarmak" gibi anlamlarla doldurmak istemiyorum. Kapsama alanını kişilerden nesnelere dek yaymak istiyorum...Hatta basite indirgeyip ufacık alanlarda dahi uygulamak istiyorum. Kaldı ki bazen hayatımızdan çıkarmak istesek de çıkaramayacağımız insanlarla bir şekilde temas halinde olmak gibi bir zorunluluk da var... Mümkün olduğunca es geçmeli ama dert de etmemeli... Öte yandan somut anlamla... tozunu aldığımız bir köşeye yeni aksesuarlar, mis mis çiçekler yerleştirmek, gidip gelip seyretmek, koklamak da bu kavramın içinde olmalı. Böylelikle bahar temizliği dediğimiz şey insan ruhunda daha çok anlam kazanmış olacak.
Misal; blogumun uykulu hali...
Sahibesi zaman bulup haftada bir post girerse renklenip, neşelenip cıvıltılı bir havaya bürünebiliyor. Kaldı ki bu blogun sahibesi en çok da kendi ruhuna hitap eden fotoğraflarla yola devam etmeyi seçmiş bulunmakta... Ama yetemiyor... yetişemiyor. Hele bir de, şu günlerde, gerçek hayatta gerçek bahar vuku bulmuşken bu güzelliklerden blogu da nasiplensin istiyor. Çünkü böyle daha mutlu olacak... Kimbilir! Belki okuyucularına da bu mutluluktan pay sunacak.
Üstelik google+ gibi bir bela yüzünden blog arşivindeki bazı fotoğraflarla ilgili sorun yaşamışken, özellikle de blogunda cıvıltı görmeye pek bi ihtiyacı var.
Konuya değinmişken bir açıklık getireyim; malum bloga eklenen fotoğraflar picasaweb deki albümlerimize de ekleniyor. İşte günlerden bir gün, google+ sürekli picasawebdeki fotoğraflarınızı google+ a aktarın gibi bir uyarıyı sayfanın ortasındaki kocaman bir buton ile gözüme gözüme sokmaya başladı... ama her picasaweb albümüme gidişimde... orada her bir işlem gerçekleştirişimde... Her defasında reddediyordum, bir gün nasıl oldu ise bu butona basmış bulundum, yeter ne halin varsa gör hissiyatımdan belki, ya da bir anlık gafletimden... Ve picasaweb albümlerim hooooop google+ ya kopyalandı. Sinir oldum, derhal oradaki fotoğrafları kaldırmak istedim. Google+ daki fotoğrafları silmemle beraber blogumdaki bazı fotoğraflar da silindi. Bununla da kalmadı nasıl bir müdahale ise! bu fotoğraflar picasaweb albümümden de silindi. "Sen google+ daki fotoğraflarını kaldırırsın ha, ben de senin blogundaki ve picasa albümündeki fotoğraflarının bazılarını sileyim de gör gününü" der gibi... nahoş, intikamvari, acıtıcı, can yakıcı bir durumla karşılaştım. Blogumu kurduğumdan beri blog için editleyip hazırladığım tüm fotoğrafları cd lerde ve kısmen klasörlerde saklıyorum neyse ki... Yani bu fotoğraflar bende mevcut. Ama gelin görün ki; tek tek bulup ilgili postları tek tek tarayıp eklemem için çooooook geniş zamanlara ihtiyacım var. Kendimi hazır hissettiğim bir gün bunu kesinlikle yapacağım. Bu kez de bloglovin ile takip edenlerin kafası karışacak... çünkü eski postlar güncellendikçe yeni postmuş gibi üst sıraya gelecek... ama olsun!
Ama.... Ben bu kötülüğü bizzatihi google+ dan yaşadım ve fotoğraflarımı oradan silmekle kurtuldum mu? HAYIR! Daha çok geçmeden, bu kez benim hiç bir müdahalem olmadan fotoğraflarımı almış yine google+ belası kendi albümüne kopyalamış.... Picasaweb albümüme gitmek istediğimde en önce google+ da oluşturduğu albüme yönlendiriyor beni... Tekrar tıklayarak picasaweb e dönüş yapıyorum... her defasında aynı şeyi yapmak sıkıcı... hele istem dışı olunca da tam bir bela!... Bela diyorum... bu illet... çünkü akıllı telefonumda da sürekli mesaj yollamakta ve tüm reddetmelerime rağmen her defasında telefon kameramın albümündeki fotoğrafları google+ ya taşımak istemekte... Kabul etmiyorsam istemiyorum demektir... bu yapışkanlık, bu ısrar, bu illa ki olacak tarzındaki yine yine karşıma gelmeler niye! anlayamıyorum.
Bir zamanlar da farklı periyotlarda, -elişi blogumun page rank i çok çok yüksek iken- reklam almamı öneren bir uyarı musallat olmuştu bu google sayesinde... Her defasında reddetmekten gına gelmiş yeter ki sayfa izlenme sayım düşsün bu illet de karşımdan gitsin diye ara ara aylarca post girmemiştim bloguma.
Çok öneri aldım ama... blogumun reklam amaçlı kullanılmasını sevmiyorum... istemiyorum... ürünleri hakkında iyi ya da kötü olduğuna dair net bir bilgim olmadığı şeyleri kitlelere duyurma, tanıtma hakkını ve sorumluluğunu üstüme almak istemiyorum. Kısacası reklam sektörünün kolay bir aracı haline gelmek, salt "bakın beni de aradılar, ben de reklam aldım" gibi bir eda ile buralarda arz-ı endamda bulunmak hiç ama hiç istemiyorum. Bu benim tercihim... Yapana hiç bir yorum yapmam... ama kendi tercihimin açıklamasını da yapmaktan kaçınmam. Sonuçta hepimiz hayatlarımızı kendi tecihlerimizle yaşıyoruz... hayatımız kendi doğrularımız.
Öte yandan, çok beğendiğim bir şeyin reklamını yapmak uğruna, o şeyi burada paylaşabilirim. Ama bu benim inisiyatifimde...
Evet... benim... kısa cümlelerle iletişimini kotarmayı tercih eden bu az konuşan hatunun.... uzuuuun uzuuuuun açıklamaları buraya dek okuduklarınız... :) şaşırmayınız.
Artık daha çok bıdı bıdı yapmak istiyorum... Bilmem neden... ama çok değil, daha geçen hafta böyle bir karar aldım... Yaşantımda var olan materyalleri, kişileri, anları ve durumları sorguladığımda bazılarına uzun konuşmaları yerleştirmeyi doğru buldum. Sanki çok suskunluk da matah bişey değilmiş, bazen de insan söyleyeceklerini uzun uzun anlatmalıymış, gerekirse haykırmalıymış gibi... böylesi bir düşünce kendini doğrulatmak için beynimin kıvrımlarında dolaşmaya başladı birden bire... Ona biraz şans tanımak istiyorum. Belki beceremez ya da sıkılır, özüme de dönebilirim! Ama uzun anlatımlı postlar görürseniz benden... bilin ki bu sebepten... :)
Bahar temizliği demişken... Pazar günleri hariç baharın ışıltılı saatlerini dört duvar arasında harıl harıl çalışıyor vaziyette geçiriyorken... haliyle kendimden fotoğraf ekleme şansım da pek fazla yokken... yine de blogum bahardan nasiplensin... neşelensin... çiçeklensin. istiyorum.
İşte böyle bir hevesle Laura Ashley'nin 2014 ilkbahar-yaz koleksiyonu ile birlikteyim sizlerle...
Tam katalog
burada
Bahar tadında, mutlu günler!
22 Mayıs 2013 Çarşamba
iki güzel haber
Birincisini çoktandır duyurmak istiyor, zaman bulamıyordum. Bu sürede bi çoğunuz haberdar oldunuz aslında... Yine de bir kez de buradan iletmek istiyorum.
Bu güzel üretimde sevgili Elif'in emeğinin olması da onu paylaşmak istememdeki asıl etken... Eli kalem tutan hanımlar eşlerine mektup yazdılar ve bu mektuplar Banu Özkan Tozluyurt tarafından derlenerek, Destek Yayınları'nca basıldı. Ortaya "İmza:Karın" adında, kadını anlatıcı konumunda kurgulayarak kadın gözüyle "kadın-erkek", "baba-kız" ilişkisini, beklentileri ve yaşanmışlıkları dile getiren okunası bir kitap çıktı.
Ben kitabı henüz okumadım... Ama duygu yüklü olduğunu tahmin ediyorum. Ve tanıtım yazılarından çıkardığım bu sonuçlarla okunmayı hakeden bir kitap olduğunu düşünüyorum.
İlk fırsatta siparişimi vereceğim ve kitabımı okuduktan sonra, hep özenle saklayacağım. Ve bir gün sevgili Elif'le karşılaşıp imzalatmak hayalim... :)
Sevgili Elif'i ve kitaba emeği geçen tüm blogger ları kutluyorum bu arada...
İkinci güzel haber ise sevgili Deli Anne'den...
Profesyonel Fotoğraf Servisi Lukapu'nun şöyle güzel bir hizmeti ve beraberinde güzel bir hediyesi var ve sevgili Deli Anne de blogunda bu hediyeye giden yolla bizleri buluşturuyor.
Fotoğraf çekmeyi çok seven biri olarak bu hediyeye bayıldım ben...
İlgili yönergeleri takip ettim, çekilişe katıldım.
Katılmak isterseniz sizler de buyrun!
Bu güzel üretimde sevgili Elif'in emeğinin olması da onu paylaşmak istememdeki asıl etken... Eli kalem tutan hanımlar eşlerine mektup yazdılar ve bu mektuplar Banu Özkan Tozluyurt tarafından derlenerek, Destek Yayınları'nca basıldı. Ortaya "İmza:Karın" adında, kadını anlatıcı konumunda kurgulayarak kadın gözüyle "kadın-erkek", "baba-kız" ilişkisini, beklentileri ve yaşanmışlıkları dile getiren okunası bir kitap çıktı.
Ben kitabı henüz okumadım... Ama duygu yüklü olduğunu tahmin ediyorum. Ve tanıtım yazılarından çıkardığım bu sonuçlarla okunmayı hakeden bir kitap olduğunu düşünüyorum.
İlk fırsatta siparişimi vereceğim ve kitabımı okuduktan sonra, hep özenle saklayacağım. Ve bir gün sevgili Elif'le karşılaşıp imzalatmak hayalim... :)
Sevgili Elif'i ve kitaba emeği geçen tüm blogger ları kutluyorum bu arada...
İkinci güzel haber ise sevgili Deli Anne'den...
Profesyonel Fotoğraf Servisi Lukapu'nun şöyle güzel bir hizmeti ve beraberinde güzel bir hediyesi var ve sevgili Deli Anne de blogunda bu hediyeye giden yolla bizleri buluşturuyor.
Fotoğraf çekmeyi çok seven biri olarak bu hediyeye bayıldım ben...
İlgili yönergeleri takip ettim, çekilişe katıldım.
Katılmak isterseniz sizler de buyrun!
3 Ekim 2012 Çarşamba
kanaviçe dergisi / ekim-aralık 2012
Yeni sayısı çıktı.
Bulunca aldım.
İçinde çok hoş örnekler var. Çok beğendiğim bi kaçını aşağıya ekliyorum.
Bi çoğumuza ilham vereceği ve yapma arzusu uyandıracağı kesin...
İyi seyirler... keyifli işlemeler!
Bulunca aldım.
İçinde çok hoş örnekler var. Çok beğendiğim bi kaçını aşağıya ekliyorum.
Bi çoğumuza ilham vereceği ve yapma arzusu uyandıracağı kesin...
İyi seyirler... keyifli işlemeler!
17 Eylül 2012 Pazartesi
çekiliş sonucu
Bu akşam 7 gibi yağmur şakır şakır inip iş yerimde elektrikler de kesilince evime erken kavuşmuş oldum. Evde elektrikler vardı neyse ki... Ben yoldayken de gelmiş olabilir... Her ne ise... evde elektriğin varlığını bilmek mutlu etti sonuçta.
Yarım saatlik eve adapte ve evle iştigal olma hallerinden sonra halihazırda üstüne tünemekte olduğum pc koltuğumda ve pc karşısında aldım soluğu... Şu anda saat 10.a geliyor. (Ayaklarım yorulunca tüneme moduna geçiyorum. Bildiğiniz tavuk, horoz gibi.. koltukta iki ayak üstüne... :) ) Demek ki zannettiğimden çok sürmüş, kaslar tutulmuş.
Bu duruma gelinceye dek katılımcı listesiyle izleyici gadget ımdaki isimleri eşleştirmekle meşguldüm. Gözlerimi ekrandan bi saniye olsun kaçırmamaya gayret ederek... Heyhat! pek zor, pek yorucu, pek dikkat gerektirici bi işmiş... Bi tanecik kişiyi dahi kazara es geçmiş olmamak için bulamadığım isimleri tekrar tekrar taradım... Misal bazı arkadaşların profillerindeki izledikleri bloglar arasında blogum yok ama izleyici gadget ımda kendileri mevcut... Ya da izleyici gadget ımda posta bırakılan isimden daha farklı bir isimle kayıtlılar... 974 kişiyi bazen profillerine, bazen de resimlerine vb. bakarak sıkı sıkı inceledim.
Zordu... ama bitti! :)
Her bişeye dikkat ederek iyice emin olduktan sonra iki kişiyi liste dışı bırakmak zorunda kaldığımı üzülerek belirtmeliyim. Çünkü izleyici gadget ımda kesinlikle yoktular. Böylece liste 54 kişiden oluşmuş oldu.
Word'de yaptığım sıralamaya göre random.org aracılığı ile çekilişimi yaptım ve kazananı belirleme mutluluğuna eriştim.
Hediyelerimi kazanan 38. sıradaki sevgili takipçim Alev Özkan oldu. Cicilerini güzel günlerde, keyifle kullanmasını diliyorum... ancak... bunun için adresini bilmem, eline ulaştırmam gerek... Adresi beklemedeyim...
Çekilişime katılan herkese çok çok teşekkürler, en kısa zamanda yine güzel hediyelerle, yine hep birlikte olmak dileğiyle... herkese sevgiler!
Yarım saatlik eve adapte ve evle iştigal olma hallerinden sonra halihazırda üstüne tünemekte olduğum pc koltuğumda ve pc karşısında aldım soluğu... Şu anda saat 10.a geliyor. (Ayaklarım yorulunca tüneme moduna geçiyorum. Bildiğiniz tavuk, horoz gibi.. koltukta iki ayak üstüne... :) ) Demek ki zannettiğimden çok sürmüş, kaslar tutulmuş.
Bu duruma gelinceye dek katılımcı listesiyle izleyici gadget ımdaki isimleri eşleştirmekle meşguldüm. Gözlerimi ekrandan bi saniye olsun kaçırmamaya gayret ederek... Heyhat! pek zor, pek yorucu, pek dikkat gerektirici bi işmiş... Bi tanecik kişiyi dahi kazara es geçmiş olmamak için bulamadığım isimleri tekrar tekrar taradım... Misal bazı arkadaşların profillerindeki izledikleri bloglar arasında blogum yok ama izleyici gadget ımda kendileri mevcut... Ya da izleyici gadget ımda posta bırakılan isimden daha farklı bir isimle kayıtlılar... 974 kişiyi bazen profillerine, bazen de resimlerine vb. bakarak sıkı sıkı inceledim.
Zordu... ama bitti! :)
Her bişeye dikkat ederek iyice emin olduktan sonra iki kişiyi liste dışı bırakmak zorunda kaldığımı üzülerek belirtmeliyim. Çünkü izleyici gadget ımda kesinlikle yoktular. Böylece liste 54 kişiden oluşmuş oldu.
Word'de yaptığım sıralamaya göre random.org aracılığı ile çekilişimi yaptım ve kazananı belirleme mutluluğuna eriştim.
Hediyelerimi kazanan 38. sıradaki sevgili takipçim Alev Özkan oldu. Cicilerini güzel günlerde, keyifle kullanmasını diliyorum... ancak... bunun için adresini bilmem, eline ulaştırmam gerek... Adresi beklemedeyim...
Çekilişime katılan herkese çok çok teşekkürler, en kısa zamanda yine güzel hediyelerle, yine hep birlikte olmak dileğiyle... herkese sevgiler!
2 Eylül 2012 Pazar
3. hediye çekilişi
İkinci ile arası ne çok açıldı. Tüm sebep gittiğim her yerde onu arıyor olmam. :) Şurada paylaştığım deterjan kutumdan söz ediyorum. :) İyi ki o gün pazarda rast geldiğimde almışım... O günden sonra bi daha hiç gelmedi buralara... Gittiğim yerlerde de göremedim. Bi gün bulup almak, alıp blog izleyicilerimden birine hediye etmek niyet olarak kaldı öyle içimde... Sonunda dün kavuştum. :)
Bulunca bir tane de almadım. Dolu dolu var evde... eşe, dosta ve tabii en başta kızçeme hediye... Biri de sizlerden birinin olsun... En çok isteyenin...
Hediyem yalnız o değil... Bu Cath Kidston peçeteler var bir de...
Bu melek de kazanacak şanslı izleyicimin uğuru olsun. Şansı hep daimi olsun.
Çekilişi blog izleyicilerim arasında yapmak istiyorum. İzleyiciler gadget ında ismi olan ve gerçekten izleyicim olan birine gitsin bu ciciler. Bu kez bu detayı kontrol ederek sonuçlandıracağım çekilişimi... Ve tabii en başta da söylediğim gibi çok çok isteyen kişiye gitsin dilerim. Bu posta yorum bırakmanız yeterli. Adres bilgisinin yurt içi olması şartını da ekleyerek son katılım tarihinin 15 eylül, 21.00'a kadar olduğunu bildiriyor ve katılan herkese bol şans diliyorum.
27 Mart 2012 Salı
pip studio bags
Pip Studio'nun 2012 yazlık çantaları görücüye çıktı. Buraya zevkime hitap eden bir kaçını taşıdım... daha fazlasını görmek isterseniz tamamı burada...
Bizdeki kumaş ve çanta sektörü de başını kaldırıp bi dünya trendlerine baksa ve bu güzellikleri ülkemizde de görebilsek.
keşke...
en yakın zamanda...
umutla...
23 Mart 2012 Cuma
the party dress magazine / spring 2012
İşimle ilgili takip ettiğim online dergilerden biri "the party dress" dergisi.Bahar sayısı henüz yayınlandı. Her sayısında ilham alınacak bi dolu şey var. Evinde çocukları için farklı konseptlerde parti düzenlemek isteyenler için de yararlı bir kaynak olacağını düşünüyorum.... dolayısıyla eski sayılarına da göz atın derim.
Bahar sayısından bir kaç fotoğraf... ve en altta online görünümü ile "the party dress"... iyi seyirler!
Bahar sayısından bir kaç fotoğraf... ve en altta online görünümü ile "the party dress"... iyi seyirler!
2 Mart 2012 Cuma
uçtu gitti
Bir süredir blogumun sidebar ındaki Türkçe Bloglar gadget ında problem yaşamaktaydım... ne yeni bir blog ekleyebiliyordum, ne de eksiltebiliyordum... ne izlenen blog sayısını değiştirebiliyordum, ne de gadget ayarlarını değiştirebiliyordum... Bu işlemleri yaptığım anda üstte yer alan sarı renkteki "kaydediyor" yazısı öylece kalakalıyordu. Önce bunun geçici bir problem olduğunu sandım ama her fırsatta deniyorum ve maalesef yaklaşık bir aydır hep böyle... Bir saatten fazla kaydetmesini beklediğim anlar oldu... Nafile!
Yeni blogları eklemek için -çaresiz- Türkçe Bloglar -2 gadget ını kurdum ve yenileri oraya eklemeye başladım... Ancak bu kez de liste curcunası oluştu sidebar ımda... Bu problemi bir şekilde halletmeliydim!
Az önce içimdeki dürtü ile silme butonuna tıklasam çalışır mı acaba dedim ve tıkladım butona... Gadget uçtu gitti... tabii izlediğim blogların listesi de...
Listenin yok oluşuna fazlasıyla üzgünüm tabii. Ama gadget ı yok etme pahasına bu problemi çözdüğüm için de mutluyum doğrusu. :)
Artık zaman içinde anımsadıklarımı ekleyerek bir şekilde telafi etmeye çalışacağım... Listeden blogum silinmiş diyebilecek arkadaşlar için durum bundan ibaret! :(
Yeni blogları eklemek için -çaresiz- Türkçe Bloglar -2 gadget ını kurdum ve yenileri oraya eklemeye başladım... Ancak bu kez de liste curcunası oluştu sidebar ımda... Bu problemi bir şekilde halletmeliydim!
Az önce içimdeki dürtü ile silme butonuna tıklasam çalışır mı acaba dedim ve tıkladım butona... Gadget uçtu gitti... tabii izlediğim blogların listesi de...
Listenin yok oluşuna fazlasıyla üzgünüm tabii. Ama gadget ı yok etme pahasına bu problemi çözdüğüm için de mutluyum doğrusu. :)
Artık zaman içinde anımsadıklarımı ekleyerek bir şekilde telafi etmeye çalışacağım... Listeden blogum silinmiş diyebilecek arkadaşlar için durum bundan ibaret! :(
28 Eylül 2011 Çarşamba
hediyeler yarın yolda... :)
İki günüm müthiş yoğundu. Çimpe Kalesi postumun fotolarını dahi editleyecek zaman bulamadım. Ama ne yapıp edip bu akşam üzeri hediye paketimi kargoya verilecek düzeye getirmeyi başardım.:)
Büyük bir engel çıkmadığı sürece yarın sabah yola çıkmış olacak.
Kuş gibiyim şimdi... Fotoları da editlersem kanatlanıp uçabilirim sanırım. :)
Büyük bir engel çıkmadığı sürece yarın sabah yola çıkmış olacak.
Kuş gibiyim şimdi... Fotoları da editlersem kanatlanıp uçabilirim sanırım. :)
2 Mayıs 2011 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













































