Cath Kidston etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cath Kidston etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2013 Çarşamba

pırasalı mini kiş

Kocacık pırasa yemeğini hem etli hem de zeytinyağlı olarak çok çok sever... (ki pırasa Pomakların çiğ ve pişmiş olarak çok severek tükettiği sebzelerden biri... bu sevgi kültürel ve genetik dolayısıyla...) Ben ve kızımsa kışın evimizde haftada bir pişen bu yemeği zoraki ve gıdım gıdım yiyenlerdeniz... :) Hatta kışın sonuna doğru hiç yemeyenlerden... bıkıyoruz çünkü... :)

Yine de bıkkınlık yaratmaması adına arada bir böreğini yapıyorum... Bu sabah ise minik fırın kaplarımda kiş olarak pişirmeyi denedim. İtiraf etmeliyim nefis, nefis, nefis oldu.

Kişleri bir süredir yufka ile yapmaktayım. Bundan sonra kolay kolay hamurlu kişlere dönmeyi düşünmüyorum. Zira yufkalı halleri hem çok hafif, hem de daha lezzetli oluyor... Ayrıca çok daha pratik.

Pırasalı Mini Kiş (4 kap için)
Malzemeler:
Tabanı için:
1 adet yufka

Dolgusu için:
1 demet pırasa
3 küçük boy havuç
1,5 çorba kaşığı zeytinyağ
3-4 diş sarımsak
2 yumurta
200 gr. sert keçi peyniri
tuz

Kalıbı yağlamak için:
10-15 gr. tereyağ

Yapılışı:
Pırasaların beyaz kısımlarını ince ince, halka halka doğrayıp zeytin yağda soteleyin. İyice yumuşayınca rendelediğiniz havuçları ve ince kıyılmış sarımsağı içine katın, kısık ateşte ağzı kapalı biçimde 15-20 dk. kadar pişmeye bırakın. Peyniri çatalın alt tarafıyla, çok fazla küçültmeden  ezin. Soğuyan karışıma ilave edip karıştırın. Yumurtaları içine kırıp her tarafına yedirerek karıştımaya devam edin.

Kalıplarınızı yağlayın,  bir kenara bırakın. Yufkayı 4 eşit parçaya bölün. Her parçayı ikiye katlayın, kenarları dışarıda kalacak biçimde tek tek kalıpların içine yerleştirin. Pırasalı karışımdan kaşıkla içine doldurun. Sarkan yufka kenarlarının -düzgün olması için-, 2 cm den fazlasını kesip alın. Kenarları içe doğru kıvırdıktan sonra 200 dereceli fırında 40 dk. kadar pişirin.

Dip notlar:
1- Yufkayı yağlamaya gerek görmedim, yağlanmış kalıptaki yağ yufkaya da işlediği için tekrardan yağlamaya gerek kalmıyor.
2- Havuçları küçük boy seçiyorum. Büyükler nişasta bakımından çok zengin, vitamin ise küçük boylarda daha fazla...
3- Peyniri rendelemek yerine iri iri eziyorum. Tadı belirgin olunca daha çok hoşuma gidiyor.
4- Dilerseniz maydanoz ve çeşitli baharatlar vb. katabilirsiniz... Pırasa ve havuç tadını örtmemesi için malzemeyi sınırlı tuttum ben...

Güzel bir Çarşamba dileğimle...
Herkese sevgiler!

Tüm islam aleminin mevlid kandili mübarek olsun!

22 Ekim 2012 Pazartesi

tam buğday unlu peynirli, maydanozlu kurabiye

Çoktandır mutfak hünerlerim :) üzerine paylaşımda bulunamamıştım. Hatta Pazar gezmelerim dışında kendi dünyamdan pek fazla post da giremiyordum. Zamanım yetmiyordu... Neyse ki... geceler uzadı... düğün, kına, sünnet gibi törenler nispeten azaldı. Dolayısıyla kendime ayıracak daha kaliteli zamanlarım olmaya başladı.

Bu kurabiyeler de bu akşam öyle bir zamanımda yapıldı.
Fotoğraflayacak kadar da yeterli zamanı bulunca paylaşmak istedim.

Yine tam buğday unu ile denediğim bir tarif. Kabartma tozu yerine karbonat, rafine tuz yerine kaya tuzu kullandım. Peynir halis muhlis keçi peyniri. Maydanoz bahçeden... Yağ da tereyağı ve zeytinyağından ibaret olunca oldukça sağlıklı bir kurabiye oldu. Tadını test etmiş kişi olarak hemen ekleyeyim tadı da çok nefis... kıyır kıyır... yumuşacık. Tuzlu kurabiye sevenlere özellikle tavsiye ederim.

Gelelim tarifimize;

Tam Buğday Unlu Peynirli, Maydanozlu Kurabiye
Malzemeler:
2 yumurta
125 gr. oda ısısında yumuşamış tereyağ
1 çay bardağı zeytinyağı (riviera)
2 çorba kaşığı yoğurt
1/2 paket karbonat
bir çimdik kaya tuzu
1 su bardağı rendelenmiş keçi peyniri
8-10 dal ince kıyılmış maydanoz
aldığı kadar tam buğday unu
susam ya da çörek otu

Yapılışı: Tereyağ, zeytin yağ, yoğurt, peynir, maydanoz, karbonat ve bir yumurtanın tamamı ile diğer yumurtanın beyazını elinizle iyice karıştırdıktan sonra, ara ara un katarak kulak memesi yumuşaklığında hamur yoğurun. Hamuru merdane yardımı ile 2 cm kalınlığında açın. Kurabiye kalıpları ile şekillendirin. Kalan yumurta sarısını üzerine sürüp susam ya da çörek otu ekin. 180 dereceli fırında kızarıncaya dek pişirin.
Afiyet olsun!


2 Eylül 2012 Pazar

3. hediye çekilişi


İkinci ile arası ne çok açıldı. Tüm sebep gittiğim her yerde onu arıyor olmam. :) Şurada paylaştığım deterjan kutumdan söz ediyorum. :) İyi ki o gün pazarda rast geldiğimde almışım... O günden sonra bi daha hiç gelmedi buralara... Gittiğim yerlerde de göremedim. Bi gün bulup almak, alıp blog izleyicilerimden birine hediye etmek niyet olarak kaldı öyle içimde... Sonunda dün kavuştum. :)

Bulunca bir tane de almadım. Dolu dolu var evde... eşe, dosta ve tabii en başta kızçeme hediye... Biri de sizlerden birinin olsun... En çok isteyenin...

Hediyem yalnız o değil... Bu Cath Kidston peçeteler var bir de...

Bu melek de kazanacak şanslı izleyicimin uğuru olsun. Şansı hep daimi olsun.

Çekilişi blog izleyicilerim arasında yapmak istiyorum. İzleyiciler gadget ında ismi olan ve gerçekten izleyicim olan birine gitsin bu ciciler. Bu kez bu detayı kontrol ederek sonuçlandıracağım çekilişimi... Ve tabii en başta da söylediğim gibi çok çok isteyen kişiye gitsin dilerim. Bu posta yorum bırakmanız yeterli. Adres bilgisinin yurt içi olması şartını da ekleyerek son katılım tarihinin 15 eylül, 21.00'a kadar olduğunu bildiriyor ve katılan herkese bol şans diliyorum.

6 Haziran 2011 Pazartesi

the istanbul dökümü

Hüsranlarımdan başlayayım öncelikle...
Ah neler ummuştum!....







Ne buldum!
Cath Kidston Hippy Flower Classic Mug

Yalnızca eski model bir kupacık!
Forum Marmara içine kurulu koskoca Tepe Home'da Cath Kidston markalı başka da bi şi yoktu arkadaşlar! Yakın zamanda belki bir iki bi şi gelesiymiş! Bir iki ne acaba? yine kupa mı?... Cath Kidston'ın birbirinden güzel binlerce ürünü olacak... iki üç ıvır zıvır ile bu işi kotaracaksın.....  cık cık cık.. (sana söylüyorum Tepe Home! bu markanın hayranları için yapma bari!) 
İstanbul bizim sokağın köşebaşında ya bi de... arada bi kalkıp bi koşu bakar gelirim artık... gelmiş miiii gelmemiş miiii! (O kadar geniş alanda o kadar çok ürün çeşidi varken, Cath Kidston ürünlerinden bir köşe hazırlamak bu kadar mı zor, bir iki bi şi getirilebiliyor ancak?... o da arada bir!  Tepe Home sana söylüyorum yine!) :(((

Daha da ötesi elimde bi tanecik İstanbul fotosu yok, iyi mi? 
Omuz çantama ilave bi de Nikon'un koskoca çantasını alıp kalabalıklarda perişan olmayayım dedim (malum gezerken bi şiler daha alınacak, hava soğuksa hırka, yağmırluysa şemsiye taşınacak... kocaman makineyi zırt pırt çantasından çıkar, koy... vesaire...)  ve en az Nikon'um kadar çekim kalitesi yüksek olan, küçük boydaki Hewlett Packard dijital makinemi çantama attım, yola öyle çıktım... Tam Mısır Çarşısı'nın açık kapısına odaklanmış vaziyette, makinemi açıp kapıyla birlikte çarşının hengameli halini kadrajıma almaya çalışıyordum ki, kadraj madraj görünmez oldu birden... Açma kapama dışındaki bütün düğmeler off olmuş, ekran zifri karanlık... parmağımı nereye bassam   ha taşa basmışım ha butonlara... video kamera dahi çalışmıyor.... makine zindan ötesi... pöfffffff!
O karanlık bi daha da aydınlanamadı ne yazık ki... :(

Foto ve de Cath Kidston hüsranlı bi gezi olsa da,   -hakkını yemeyeyim- şahsımı pek bi mutlu kılan günlerdi... Gezdim, tozdum... aldım aldım aldımmm.... :) Varsın bu şanssızlıklar nazar boncuğu olsun...  yine de epeyce bi dopingle döndüm evime... İnsan ve trafik selinin getirdiği yorgunluğa ve oradan oraya dönenip durmaktan tombullaşıp akşamları boing boing eden ayaklara rağmen bir İstanbul gezisi daha keyifle bitti.... Tatlı bir rüyadan gülümser yüzle uyanır gibi... :)

Şimdi Gelibolu'nun tadını çıkarma vakti... Yaz iyiden iyiye gelmiş buralara... deniz sezonu açılmış... değerlendirmeli...

Bakın aklıma ne geldi... Şurada Gelibolu'da rahat rahat bisiklet sürememekten yakınmıştım ya bi zamanlar...Burada bisiklet sürmek mümkün olmasa da  at arabası sürmek mümkün... (kasabadan halliceyiz ya illegal değil henüz...) Neden bi gypsy amcanın at arabasına el atmıyorum ki! :))

Tamam....tamam... irtifa kaybedip ayaklarımı yere basıyorum hemen... hatta iyice bi bağlıyorum da...  :)


Ezcümle: Kuralları toplumların değer yargıları belirler. Toplumlar ise bireylerden oluşur... Oysa bireysellik toplumsallıkta etkin rol oynamaz... Yani at arabası süren üç beş bayan olsa... kotardım aslında... O kadar da uçuk bi hayal değilmiş! Lakin henüz bi tanecik dahi olamadığı için uçuk kapsamında şu anda... belki de uçuk ötesi...

Bu mevzudan çıkarım: Değer yargıları değişebilir... ancak kemikleşebilir de.... 

Peki bu kimin elinde?
Ah biz insan oğulları ve kızları... yaşamı başkalarına zorlaştıran da biiiiiz, kolaylaştıran da... ne olur sanki yapamadıklarımızı bir başkası yapabildiğinde dilimizi bi tutabilsek... bi görmezden, duymazdan gelebilsek... "bu onun yaşamı, bana ne" diyebilsek...  At arabası örneği bu konuya seçilmiş yapay bir örnek aslında... At arabası süreceğimden değil... Asıl meselem şu; İstanbul'daki (tabii bazı modern semtlerindeki) umursamazlık ve bananecilik ne hoş bi şey... İnsanlar ne giyerse giysin, nasıl davranırsa davransın çok kişinin umrunda değil... Dönüp de bakmıyorlar... Aşmışlar!
İşte modernitenin asal göstergesi!
Öte yandan "köyden indim şehire" cilerin sayısı bu kadar yüksekken bir kente nasıl yerleşebilir bu düşünce? Köyleri, köylüleri, köy yaşamını çok seven ben, modern kentlerdeki köylü zihniyetliliğe asla tahammül edemiyorum. 
İstanbul ne yazık ki koskocaman bir köy!
Her gidişimde bu durumu daha da derinden hissettiren ... :(