20 Şubat 2013 Çarşamba

sözün bittiği yerden....

Blogumda detaylara pek değinmem... günlük yaşamıma dair üstü örtük ifadelerim, kısacık notlarım vardır daha çok... Unutmamak adına...

Detaylı yazmak dökülüp saçılmak aslında...çözülmek... rahatlamak... aynı zamanda deşifre olmak... daha net de anlaşılmak... bununla birlikte yanlış anlaşılmak da... Bu son şık için yazan kişinin yapabileceği pek fazla şey yok... detaylara girerek bunu kırabilir belki... Algılama miktarı kişinin alım kapasitesi, ön yargıları, niyeti, düşün yetisi, empati yeteneği  ve daha bir çok özelliği ile ilgili çünkü. Okurda bu özellikler eksik ve negatif ise kısacık yazılar risktir çoğu zaman... Böyle olduğunu bilsem de bu handikapı es geçerim bile bile...

Bugün nedense uzuuuun uzuuun yazasım var.

Öncelikle bir önceki postta acımı paylaşan, dilek ve dualarını esirgemeyen arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Allah hepinizden razı olsun, hiç birinize böyle bir acıyı yaşatmasın!

15 Şubat sabahı saat 9 civarı kaybettim annemi... Ablam aradığında günler öncesinden hazırdım aslında... Değilmişim... Ağlamak hıçkırmak yetmedi... böğürdüm uzun uzun... Annem eve çıkışından bir süre sonra (on gün kadar önce) yeniden ağırlaşmış ve anestezi-reanimasyon yoğunbakımına bir kez daha kaldırılmıştı. Bilinci tamamen kapalıydı bu kez ve tansiyonu sürekli düşmekte, müdahalelerle belli bir seviyeye getirilmekteydi. Doktorları ise pek de içaçıcı şeyler söylemiyorlardı. Daha önce de benzer süreçten geçen annem için bu çok olumsuz tabloya rağmen ufacık da bir umudu saklı tuttum içimde. Ancak annem son iki aydır öyle acı, öyle ağır bir süreç içine girmişti ki, içimiz kan ağlasa da tüm kardeşler "annemize iki iyilikten biri" eksenli dualar ederken buluyorduk kendimizi... Bu sözü defalarca duymuş olmama rağmen bugüne dek anlamını hiç idrak etmemiş olduğumu fark ettim bu dönem... Ölmek bazı zamanlarda kurtuluşmuş aslında... yalnızca filmlerde, duyduğumuz vecizelerde...ve uzağımızdaki insanlarda değil....  annemiz için de...
Ölmek kurtuluşmuş!

Kasım ayında kalça kemiğini kırmıştı annem... Bu yanılmıyorsam altıncı kırığı... İleri derecede osteoporoz (kemik erimesi) hastası idi çünkü... Tabii bu seviyeye gelmesi uzun yıllara dayanıyor (30 yıla yakın bir süreç neredeyse). İlk kırığı  ile birlikte -sanırım kolundaydı- annemin ciddi bir osteoporoz hastası olduğunu öğrenmiştik. Gördüğü tedaviler ve beslenmedeki takviyelerse hastalığın ilerlemesini önleyemedi ne yazık ki. El, kol, ayak ve bacaklarda kırılmalar, alçıya alınmalar, bazen düzgün bazen yamuk kemik kaynamalarıyla yaşamında hep vardı bu hastalık. En son geçen yıl kolu kırıldı ve operasyonla platin takıldı.

Nüfusta yazıldığı üzere 77 yaşına gelmişti ve bu hastalığına rağmen yaşıyordu hala... (Henüz kırkı çıkmamış bir bebekken babasını kaybettiği için annemin nüfus cüzdanının geç çıktığı yaşının gerçekte 80 olabileceği de söyleniyordu yakınları tarafından...) Eski topraktı annem...

Son yıllarda bronşit oluyordu sık sık... kesik kesik öksürükleri...  bronşial astım gibi nefes darlıkları vardı... Defalarca farklı doktorlara götürülmesine rağmen tam teşhis konulamamış, ilaçlarla geçiştirilmişti bu hastalığı... Oysa akciğerlerinde interstisyel denilen hastalık oluşmuş zaman içinde... Hayatında hiç sigara içmemiş annemde böyle bir hastalık! Babam da hiç içmediği ve yakın çevresinde sigara içen birileri olmadığı için sigara dumanı faktörü ekarte edildi. Uzak geçmişe gitmeler ve taramalar sonucu yaşamında 70 yıldan fazla kullanılan kömür sobasının sebep olacağına karar kılındı. İyice yaşlanıp sobaya kömür atamayacak duruma gelinceye dek sobalı evlerinde yaşamakta ısrar eden annemle babam, büyük bir kötülük yapmaktalarmış kendilerine...

Daha önce biryerlerde yazmıştım 4 ablam olduğunu ve en küçük ablamın benden 10 yaş büyük olduğunu... 3 ve 4 nolu ablalarımın ve ikiz kardeşimle benim doğduğumuz evi hiç ama hiç terketmek istemedi annemle babam... 53 ya da 54 yıllarında planını bizatihi kendisi çizerek yapmış bu evi ... Dubleks... bahçeli... yörenin diğer evleri gibi çatısız... dolayısıyla iki katına ve bahçesine ilave, dam denilen üstteki düz alanı ile kalabalık, çocuklu bir aile için ideal... 3 nolu ablam 1955 te, 4 nolu ablam ise 1957 de dünyaya gelmiş o evde... Sonra babamın çimento fabrikalarındaki görevleri için başka başka yerlere gidilmiş. 10 yıl sonra ikiz kardeşimle ben yine aynı evde dünyaya gelmişiz.... Bir ara Ankara'ya taşınmış olsak da bir süre sonra yeniden Gaziantep'e dönülmüş ve hep o evde yaşanılmış... Çocukluğumun 70 li yıllarından itibaren başlıyor evimizle ilgili anılarım... En eski anımsadığım anı 71 yılına ait...

Evin en altında kapısı caddeye açılan bir bodrumumuz vardı. O vakit odunlar - kömürler şimdiki gibi poşetlerde gelmez bir traktörün römorku ile kapı önüne yığılır, oradan bodrumun içine taşınırdı. Her evde soba yanardı ve her eve gelen odunlar mahallenin çocukları tarafından taşınırdı bodrumlara... Sonrasında odunların sahibi şeker dağıtırdı bu çocuklara... Kömür ise genellikle annelerin işiydi. Babalar çalışırdı o vakit. Anneler ise ne çıtkırıldımdı, ne de işten güçten kaçarlardı... Hamarattı bu kadınlar... Çamaşır makineleri dahi yoktu. Ülkeyi darbeye hazırlayan, adına sözümona devrimci ve milliyetçi denen bir dolu zibidinin orada burada kan döker olduğu, darbe yapıcıların da kendilerine zemin hazırlayan bu maşalarla ülkenin kaosa sürüklenmesi ve ekonomisinin batması için paravan ardından iş gördüğü yıllardı o yıllar... Sanalı, vitalı günlerdi, lakin bakkal raflarında bulunmazlardı hiç. Sananın bir kalıbını tezgah altından zorla çıkarıp verirdi bakkal Ahmet amca... Toz şeker yarımşar kilo ancak.. o da her gidişinde bulunmaz... nasıl olursa bir kez  denk gelir... Azcık... Yok çünkü... karaborsa!  Tüp de ha keza... Gaz ocağında su kaynatıp beyaz  çamaşırları kar gibi yapmak isteyen anneme bir şişe gaz yağı almak için, elimde boş bir cam şişe, iki sokak aşırı Bakkal Zeynep ablaya gaz yağı almaya giderdim.

O vakit filmelerden başka daha ileri bir yaşam bilmez, Sobalı evlerinde mutlu mesut yaşardı bu insanlar... Babam severdi evini... Belki o çıksa annem de çıkardı... Bizler büyüdük, şartlar değişti, kaloriferli bir daireye çok rahatlıkla geçilebilirdi ama hiç birimiz, hiç kimse, hiç bir şey ikna edemedi annemle babamı... Ta ki bir kaç yıl öncesine dek... öyle büyük bir krizle taşındılar ki o evden... İki yaşlı insanı köklerinden söküp bilmedikleri konu-komşu, bilmedikleri çarşı-pazarın içine götürmek hem çok acı hem de çok zor oldu. Artık soba yakacak, yemek ve ev işi yapacak hali kalmayan annem hala kendini 18 yaşında genç kız gibi görüyor, bu işlere bir kadın bulurum diyor, osteoporozuna rağmen sefer tası misali bi dolu merdivenden ibaret bu evde yaşamakta ısrar ediyordu. Babamsa sanki beynine pıhtı kaçıp aylarca yoğun bakımlarda kalmamış, akabinde yetmezliğe çeviren normalden daha büyümüş kalbi ile 18 lik delikanlı gibi hala bu evde yaşayabileceğinde ısrar üstüne ısrar ediyordu, konusu edildiğinde kıyameti koparacak kadar...

İki ablam ve ikiz kardeşim onları kaloriferli apartman dairesine taşıdıklarında her iki tarafın yaşadığı acıyı ve hüznü siz düşünün.

Oysa çoktan iş işten geçmiş. Yıllarca taşınan ve yakılan kömür, temizlenen kurumlar, teneffüs edilen isler anneme sinsice bu hastalığı getirmiş.

Kendi deyişleri ile, itilmiş, dağ başına atılmışlardı ama...Evleri kaloriferli ve düzdü artık. Haftada veya  on günde bir genel temizliğe gelen kadınlarından hariç her sabah gelip yemeklerini yapan ve bulaşıklarını da yıkayan Dursun'ları da vardı. Sakın karda dışarıya çıkma, ıslak yerlere basma, sağlam yere otur, ani hareketler yapma diyerek sıkı sıkı tembihlediğimiz annem bir yerini kırmadığı sürece bu iyi şartlarda daha çok uzun yaşayabilirlerdi!

Abdestini almış, odasına gelip üzerini değiştirecek olmuş annem... İkiz kardeşimin ve babamın sıkı sıkı tembihlerine rağmen yatağında değil de sandalyenin üstüne oturarak değiştirmek istemiş giysisini... Nasıl olmuşsa olduğu yere düşmüş. Kalkamamış. Çabalamış, uğraşmış, yine kalkamamış... Babama seslenmiş babam odasından gelip düştüğünü görünce bir yerlerinin kırılmış olacağını anlamış... Tekşen ablamı aramışlar hemen... Ardından hastaneye kaldırılma ve operasyon süreci...

Doktorların dediğine göre opere edilmezse bundan böyle yatalak olur, ancak uzun süre yatınca da akciğer problemi yüzünden akciğerlerine pıhtı kaçar ve annemizi kaybedebilirmişiz... Operasyon sonrası ayağa kalkarsa bu risk ortadan kalkarmış.

Annem opere edildi... akciğerlerinin kapasitesinin darlığı ile büyük risk taşımasına rağmen... Ancak hemen kendine gelemedi... Anestezi ve reanimasyon yoğunbakımında günlerce uyutuldu, damar yoluyla beslendi ve ne yazık ki bir kaç gün içinde akciğerlerine pıhtı kaçması ile ağır bir tablonun içine girdi. Boğazında delik açılmış sık sık aspire ediliyordu bu delikten... Uyandığında bilinci bazen açık bazen kapalıydı... Bu sürecinde ben yanına vardım... Günügününe gözleme şansım oldu.

Kendine gelince aynı hastanenin (ki devlete ait bir fakülte hastanesi burası) özel odasına alınmıştı annem...  Yoğunbakımda tüm masrafları devlet tarafından karşılanan anneme burada günlüğüne 100 TL alan özel hastabakıcılar bakıyor, mama, ilaç, bez gibi tüm ihtiyaçları tarafımızdan karşılanıyordu. Yatalaktı annem... burnundan beslenmeye geçilmişti... en kötüsü sık sık tıkanıyor ve boğazındaki gümüş aparatın içindeki delikten aspire edilmezse ölüm tehlikesi ile karşı karşıya kalıyordu. Bacağında da kocaman bir platin parçası vardı... Öyle zayıflamış öyle zayıflamıştı ki, özellikle bacaklarındaki deri, üstüne 3-4 beden büyük bir giysi  gibi öyle pörsük öyle sarkık idi...

Yaşıyordu annem... boğazındaki delikten dolayı konuşamasa da hayata sımsıkı tutunmakta ısrar ediyordu hala... Bakıcıları erkekti ve biliyordum ki abdestli-namazlı annem onların altını almasından son derece rahatsız idi... Yalnızca ağız kıpırtılarını gördüğüm ama çoğu zaman anlayamadığım bir halde bana bişeyler anlatmaya çalışıyordu kendinde olduğu vakitlerde... yüzünde acı dolu bakışlar... kaşları düşük... Komik bişey söyleyip güldürüyordum onu... iyileşeceksin, bugünler geçecek, evine döneceksin... Benim çocuk sever gibi, çocukla konuşur gibi yaptığım hallerle yüzündeki ifade bi nebze değişmişse dünyalar benim oluyordu... Çoğu zaman ya uyuyor ya da bilinci kapanıyor ve boş boş bakıyordu aslında... Ben bulduğum her fırsat odanın bir köşesinde sessiz sessiz ağlıyordum...

Annem hiç olmazsa paramızla bakılıyor ve iyileşemese de bu haliyle yaşamını idame ettiriyor derken, doktorlar taburcu edeceklerini, kendimizi hazırlamamızı söylediler. Hazırlamaktan kasıtları ise hastanedeki koşulların belli başlılarını evde hazırlamak ve ona iyi bir bakıcı bulmak ya da kendimiz bakmak imiş... Annemizin altını alır, gerekirse enjektörle burnundan beslerdik ama aspirasyon işlemi ehil eller tarafından yapılmalıydı. Moldova'dan, Gürcistan'dan vesaire gelen bakıcı kadınlar olduğunu duyduk. Madem böyle bir sektör vardı, parasını öder annemize iyi bir bakıcı tutardık.

Taburcu olma durumu ortaya çıkıp raporları hazırlanıncaya dek yatılı bakıcı aradık anneme... Türkçesi bozuk ama pek kibar bu hanımlardan görüştüklerimiz annemin boğazından aspire edilmesini, burun yolu ile beslenmesini ve altından alınacağını duyduklarında yan çizmeye başlıyorlardı. Taburcu olma günü gelmişti ve anneme hala bakıcı bulamamıştık.

O akşam yola çıkacaktım... Doktorlar öğleyin elime raporları tutuşturdular ve çoktandır yabancısı olduğum memleketimde öyle zor öyle can acıtıcı saatler geçirdim ki... İşini aksatan medikalciler, yarım yamalak yapan kamu görevlileri ile sinir harbi içinde gerçekleştirmeye çalıştım tüm bürokratik işlemleri... Hava karardı, devlet daireleri kapandı... işim tamamlanamamıştı hala...

Son iki gün boyunca "seni eve götüreceğim" anne derken  nasıl ışıldıyordu gözleri annemin...

Hantal bürokrasi, işini bilmeyen, pek bi meşgul medikalciler yüzünden çıkaramamıştım annemi... Üstelik alabildiğim cihazları eve kurdurup derhal yola çıkmalıydım.

Annemi evine götürüp öyle çıkacaktım oysa...
Olmadı...

 Medikalci cihazları eve kurarken çekçekli valizimi elime, sırt çantamı sırtıma aldım, babamla, aynı sitede oturan kardeşimin eşi  gelincikle ve kuzucuklarla vedalaşıp çıktım evden... Kardeşim işten erken dönememişti... Eskiden.. yani babam dinç ve sağlıklı iken olsa... valizimi kuş gibi kavrar uçuruverirdi beni terminale... Yine de bu haline rağmen sitenin dışına kadar taşımayı teklif etti babam... kağnı hızındaki ayakları ile... bedenini taşımakta yorgun düşen kocaman kalbi ile...

Hava epeyce kararmıştı... Günlerdir yağan kar durmuşsa da soğuğu hala dışarıdaydı... Çekçekli valizimi çekerek uzaktaki, büyük marketin karşısındaki belediye otobüsü durağına yürüdüm yürüdüm...  Gözlerimde kendiliğinden inen iki ince sicim ile...

Ertesi gün ikiz kardeşim çıkarabilmişti annemi... Hastane ücretlerinden daha fazla ücret, ayrıca yol parası ve yemek isteyen bakıcılara, daimi bir bakıcı buluncaya dek, kendilerinin bakması için rica ve minnet ederek.... Gençlerden ikisi kabul etmişti neyse ki... Annem alışkın olduğu bakıma bir süre de olsa evinde kavuşmuş olacaktı böylece...  Lakin gençler aylığı 4 milyarı bulan bu bir nevi ticari anlaşmayı her an tek taraflı bozabileceklerinin sinyalini veriyor, daha fazla para için sık sık anıştırmalarda bulunuyorlardı.

Mersin'deki ablam geldi bu sürede... Bulabildiği yabancı uyruklu hanımlarla konuşmuş o da bir sonuç alamamıştı. Ülkelerindeki yokluktan buralara para kazanmak için kaçıp gelen bu hanımlar annemin bakımının ağır olduğunu duyunca bakmak istemiyorlardı. Belki de istedikleri, günün bir kaç saati iş yapıp kalan zamanda bu sıcacık, nispeten konforlu evde oturup keyif yapmak idi... Oysa evde bir de yaşlı bir amca vardı... Teyze ile birlikte amcaya da bakmak icap edebilirdi. Dursun her sabah gelip yemekleri yapıyor, bulaşıkları yıkıyor olsa da ev işleri belki üstlerine kalabilirdi. Teyzenin bakımı ise zaten çok çok ağır idi...

Gerçekte nedenleri neydi... ne değildi... çok da net bilemedik aslında... Bunlar görüşmeler sonucu bizlerin çıkarımları oldu bir bakıma... Para dahi söz konusu olmadan doğrudan olumsuz yanıt veriyorlardı çünkü... Oysa muhtaçtık... annemiz iyi bakılsın yeter ki, verirdik, veriştirirdik!

Daralmış, bunalmış, içimizi korku sarmış iken... Suriye'deki iç savaştan kaçıp gelmiş, hemşirelik mezunu bir genç kız bulundu bir anda... Babamla ve annemle aynı evde yaşamayı kabul etmiş, anneme bakabileceğini, aspirasyon işlemini dahi yapabileceğini söylemişti. Diğer bakıcı çocuklarla 3-4 gün ve gece birlikte kalıp bakım konusundaki tüm detayları da öğrenince Zarife adındaki bu genç kız bakımını üstlendi annemin... Merhametliydi de... Her fırsatta burnundaki beslenme hortumunu çekmeye teşebbüs eden ve bir kaç kez de çeken anneme rağmen, diğer bakıcıların yaptığını yapmıyor, ellerini bağlamaya vicdanının el vermediğini söylüyor ve saatlerce başından ayrılmadan annemi öylece bekliyordu.

Ev halkı Zarife'ye, Zarife de ev halkına alışmıştı. Vakit geçer zarife bıkar ve kaçıp gider korkusu ile Zarife el üstünde tutuluyor, maddi manevi diğer olası istekleri elden geldiğince karşılanmaya çalışılıyordu.

 Annem içinde bulunduğu durumdan daha ileri bir safhaya geçip iyileşme göstermese de, her şeye rağmen yaşıyordu hala...

Boğazındaki delikten içeriye 20 cm. kadar uzatılan aspirasyon kateterinin verdiği acıya rağmen... Bu işlem sırasında annemin boğulur gibi olduğunu ve morardığını gördüm binlerce kez... hatta gözlerinden yaşlar geldi zaman zaman... Göstermeden kendimi gidip hastane odasının bir köşesinde zırıl zırıl ağladım kaç kez... Bazen pembe, hatta kırmızı çıkıyordu kateterin ucu... Tahriş oluyordu besbelli...Annem buna rağmen hala yaşıyordu...

Ama nereye kadar!

Gitti annem... acılarını bırakıp ardında...
Biz yavrularını bırakıp gitmesinin ne önemi var tüm bunların yanında!






42 yorum:

  1. Okudum okudum icim burkularak ve sonunda koca bir yumruk indi gogsume; gercekten sozun bittigi yer diyecek sey bulamadim.
    Allah rahmet eylesin, mekani cennet olsun, sizlere de sabir diliyorum : (

    YanıtlaSil
  2. Anlattıklarınız çok etkileyici. Allah size ve yakınlarınıza sabır versin. Başınız sağolsun. Annenizin de mekanı cennet olsun. Bu kadar sıkıntıların Allah(cc) katında mutlaka bir değeri vardır. Allah(cc)karşılığını bol bol versin. Bazen okuyucusunu bilmesenizde sizi dinleyecek birilerinin olduğunu bilmek rahatlatıyor insanı. Siz içinizden geldikçe yazmaya devam edin. Bizim de bu ibretlik hayat hikayelerinden çıkaracağımız çok dersler var. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  3. Dura dura ,yutkuna yutkuna okudum ...Yaşlı anne ve baba bende var ,şimdilik ayaktalar .Ama yarın belki sizinki gibi olabilecekler kimbilir...İyi ki yazdınız ,iyi ki paylaştınız ben de acınızı paylaşabilir miyim .Çok uzaklarda olsak da yüz yüze görüşmesek de insanlar birbirine empati ile yakın olabiliyorlar ben de öyleyim.Sizi seviyorum, acınız acımdır...Selam ve sevgiler ,tekrar baş sağlığı ve sabır diliyorum.Mekanı cennet olsun sevgili annenizin.

    YanıtlaSil
  4. Boğazım düğüm düğüm, Allah sabır versin sana, mekanı cenent olsun inşallah..

    YanıtlaSil
  5. Merhaba, çok tanıdık bir öykü okudum, çaresizlik,umut, teslimiyet, derin acı.Hafiflemiş gibi olsa da daha derine inip sinsice üzecek, yaralayacak çok sonra.Paylaştığınız için ancak hürmet ile teşekkür edebilirim kendi adıma.
    O güzelim anneye rahmet, size can-ı gönülden dayanma gücü ve kuvvet diliyorum.Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  6. Kalça kemiği kırığı sonrası kaybettim annemi ben de.Birebir yaşdım aynılarını.Çok zor bir süreç.Allah sabır versin.

    YanıtlaSil
  7. Allah sabır versin. Allah rahmet eylesin.

    YanıtlaSil
  8. Allah rahmet eylesin ... sizlerede sabır diliyorum yazınızı okurken cok duygulandım zira ben de sizin yaşadıklariza benzer seyler yaşadım o gunler geldi aklima zor cok zor annenizi yada babanizi o durumlarda gormek :(

    YanıtlaSil
  9. SENI COK IYI NLIYORUM CANIM. Alti sene evvel subat ayinda da ben kaybettim annecigimi.Rabbim annelerimize rahmet eylesin canim.Basiniz sagolsun Rabbim sabrinizi arttirsin.

    YanıtlaSil
  10. Allah rahmet etsin canım. annem annem diye ağlattın beni. annelerimizin kıymetini bilme şuurunu ver bize YARAB

    YanıtlaSil
  11. Allah rahmet etsin,mekani cennet olsun,insallah fatima annemize komsu olmustur anneniz,allah sabirlar versin .

    YanıtlaSil
  12. canım benim kendime o kadar kızıyorumki bugünlerde kimsenin bloğuna girmiyor ve sadece kendi yayınlarıma bakıp kapatıyorum nasıl görmedim bu durumu allah rahmet eylesin başınız sağolsun allah sabır versin

    YanıtlaSil
  13. Başınız sağolsun, Allah sabır versin, Allah anneleri babaları başımızdan eksik etmesin..

    YanıtlaSil
  14. Benzer acıları 12 yıl önce yaşamış biri olarak hislerini ,üzüntülerini çaresiz koşuşturmalarını anlayabiliyorum.Bende annecimi kaybetmiştim.Rabbim anneciğine rahmet sanada sabırlar versin arkadaşım.Onu hep mutlu anlarıyla hatırlamaya çalış.

    YanıtlaSil
  15. bende bir şubat ayında kaybettim annemi anne sevgisi özlemi bambaşka.... uzanıp tutasım öpesim geldi annenin elini nurlar içinde yatsın....

    YanıtlaSil
  16. Allah rahmet eylesin,nur içinde yatsın...

    YanıtlaSil
  17. Rabbimden anneciğinize rahmet , size sabır diliyorum.. Rahat yatsın anacığınız inşallah mekanı cennet olsun , bu acıları seyretmek durumunda kalan ve yüreğinde derinden hisseden size metanet versin yüce Allahım.. Tekrar başınız sağolsun..

    YanıtlaSil
  18. Nurlar icinde yatsın anneniz...Ne mutlu size ki Türkiye şartlarında uzun sayılabilecek bir zaman ( ki asla doyum olmaz )annenizle olmanın keyfi nasip olmuş... Son zamanlarında zorla yaşatılmış ki dediğiniz gibi hem o acılarından kurtuldu hem de siz onu o halde gormenın verdiği acıdan...lakin ozlemi baki kalacaktır...Size ve ailenize sabırlar diliyorum.

    YanıtlaSil
  19. başın sağolsun ruşen ablacım..öyle güzel yazmıssınki düğüm düğüm oldu içim,kelimeler kifayetsiz iişte :(

    YanıtlaSil
  20. Yaşadıklarınızda kendimi gördüm sanki.Benzerini yaşadım 1,5 yıl. Geçen Temmuz ayında kaybettim annemi. Annemin elini gördüm fotoğrafta. Yatakta yatarken nefes almaları, sıcacık anne kokuları bile çooook büyük bir lütufmuş meğer. Kaybetmek çok ama çok acı. Ne kadar hazırlarsanız hazırlayın kendinizi hiç bir zaman hazır olunmuyormuş meğer. Acınızı çok iyi anlıyorum. Allah sabırlar versin. Nur içinde yatsınlar.

    YanıtlaSil
  21. Rusenciğim kelimeler tükeniyor bir anda çaresizlik karşısında, ben benzer duyguları 5 yıl önce dayımda yaşadım ki rabbime yalvardım Allah'ım daha fazla acı çekmesin, o derin uykuyatez geçir, yanına al diye.Çünkü gözünün önünde acı çekmesine dayanamıyorsun çoğu zaman yaşatmak için bir yandan uğraşıyorsun bir yandan da böylesi bir dua ediyorsun, ne büyük çelişkidir bizi içine çeken. Biz de anneciğin gibi hastaneden benzer şartlarla apar topar taburcu edildik, paranda olsa bazı hastalıklarda paranın bile iş görmediğini gördük. Bu eve çıkarma olayını bu yüzden bir türlü kabullenemiyorum halen. Üstelik evde bazı durumlarda tıpkı sizin yaşadığınız gibi imkanlar sağlanamıyor, sağlanan olanaklarda hep yetersiz ya da korkulu bir bekleyişe sürüklüyor insanı. Halen o tuhaf duyguyu, birebir yaşadıklarımın acısını ve korkuyu üzerimde bıraktığı tahribatı atamadım ben üzerimden yıllar geçmesine rağmen. Allah sabır versin sana ve ailene arkadaşım, mekanı cennet olsun, huzur bulsun anneciğin nurlarda...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. dayına Allahtan rahmet diliyorum fiammacım, dilerim gittiği yerde huzur içindedir... annemin taburcu olmasının en önemli sebebi hastane ortamında uzun süre kalırsa enfeksiyon kapma riskinin olması idi... hastabakıcılar çok steril çalışıyordu, bizler eldivensiz dokunamıyorduk, oda tek hastaya ait özel oda idi ama bu risk hep varmış hastane ortamlarında... bir de hastaların tedavisi sirkülasyona tabi olduğu için belli bir süre kalmayı gerektiriyormuş... yani annem yatalak olarak belki de yıllarca yaşayabilirdi oysa özel oda için başka hastalar da sıradaydı...

      Sil
    2. Ruşenciğim, ben de tam işte bunu anlayıp kabullenemiyorum. Hastane enfeksiyonunu, ve yer sorunu olmasını da tabii. Sırf bu yer sorunu yüzünden seni apar topar taburcu ediyorlar ki ben bunu yaşadım. Biz de özel odadaydık şartlarımız öyle gerektirdiği için ve rica minnet gün uzatıyorduk her an korku her an hastaneye döndüğümde acaba eve mi çıkmaya zorlayacaklar bugün stresi ile..,Daha biopsi sonuçları gelmeden ve dayım gittikçe ağırlaşırken sizi taburcu edeceğiz lafları dolanmaya başladıydı, ben bir taraftan rapor almak ki ilaçlarını raporsuz alamayacaktım bir taraftan da bu nev i sorunlarla boğuştum. Benim hastamın uzun süre yatma imkanı da yoktu hastalığın seyri gereği. Bu tür hastalıklar ve uzun rehablatasyon gereken hastalar için özel ihtisas hastaneleri olmalı diye düşüünüyorum. Hastanızı artık eve çıkarın demek yerine. Ben kendim için düşünüyorum mesela çoluğum yok çocuğum yok ilerde belki daha da ıssızlaşacak hayatım ve en doğal hakkım olabilmeli eşe dosta, sırasında çoluğuma çocuğuma muhtaç olmadan hastane ortamında bakılarak hayatımın nihayetlenmesi. Seni üzdüysem özür dilerim canım.

      Sil
    3. bu konuyu direkt prof beye sordum... hastanelerin tedavi amaçlı olduğunu, bakımevi gibi bir misyonu olmadığını söyledi... sanırım temel sebep bu... nitekim bakıcı arama safhasında özel hastaneleri de dolaştım, annemin bakım hastası olduğu, hastanelerinde en fazla 20 gün ya da 1 ay kalabileceği, yine taburcu edileceğini söylediler... ülkemizde ağır hasta bakım merkezleri hemen hemen hiç yok...G.Antep'te böyle bir yer bulduk, aylık ücreti 2000 TL ye... hastayı getirin bakarız dediler ama anneme yetemeyeceklerini gördük... gönlümüz razı gelmedi... çok haklısın fiammacım... en ağır hastanın dahi bakılabileceği yerler olmalı... hastanelerde de ... özelde de... yok ne yazık ki... tüm insanlar adına büyük eksiklik... dilerim zamanla ilerleme kaydedilir... Allah hiç birimizi muhtaç etmesin...

      Sil
  22. Yazdıklarınızdan etkilenmemek mümkün değil. Sizi tanımasak da acılarınıza ortak olduk, çok da güzel ifade etmişsiniz gerçekten duygulandık. Allah size sabırlar versin, anneniz de nur içinde yatsın inşallah.

    YanıtlaSil
  23. hepinize ayrı ayrı çok teşekkür ediyorum.
    yorumlarınıza tek tek yanıt vermek istiyordum, o gücü kendimde hala bulabilmiş değilim...beni mazur görün...

    YanıtlaSil
  24. başın sağolsun allah sabırlar versin. kabullenmesi çok zor bir durum herhaliyle hep yanımızda olsun istiyoruz ama malesef. bir gün kuş gibi uçup göçüyorlar biz sadece acımızı içimize gömüp gözyaşlarımızla arkalarından bakıyoruz. mevlam yattığı yerleri nurla doldursun.

    YanıtlaSil
  25. başınız sağolsun.. mekanı cennet olsun inşallah... çok zor bir durum ama insan alışıyor,çünkü hayat bi şekilde devam ediyor.. yakın zamanda bende annennemi kaybettim.. Yüce rabbim sabrını versin inşallah..

    YanıtlaSil
  26. Hani derler ya "Ateş düştüğü yeri yakar".... Öyle olur elbet... O nedenle sana ne desem boş şimdi, Allah yardımcın olsun, dayanma gücü versin...
    Belki bencillik ama... dönüp anacığıma baktım... 78 yaşında, bir takım rahatsızlıkları var tabii, ama ayakta, Allah geride kalan analara sağlık versin diyorum...
    Paylaşabilsem üzüntünü, çaresizliğini...inan yapabilmeyi çok isterdim :(

    YanıtlaSil
  27. Sanki bir kitap yazmışsınız ben de bir solukta bitirmişim kitabı.başınız sağolsun.anneciğinizin mekanı cennet olsun.allah sizlere de sabırlar versin...

    YanıtlaSil
  28. Mekanı cennet olsun.Allah rahmet eylesin ve sizlere de sabır versin...

    YanıtlaSil
  29. Yazını aynı gün okudum ama ne yazacağıma kafam karıştı bilemedim. ruşencim annenin elini görünce kendi annemin eli gibi geldi. Bir yaştan sonra devir teslim diyorum. Hepimizin büyüklerimizle hikayesi farklı...Allah sabırlar versin...

    YanıtlaSil
  30. Başınız sağolsun. Allah babanıza ve ailenize hayırlı sağlıklı ömürler nasip etsin. O kadar ızdırabın ecrini anneniz mutlaka görecektir. Mekanı cennet olsun ...

    YanıtlaSil
  31. Başınız sağolsun ..Allah geride kalanlara sağlıklı ömürler nasip etsin...Annenizin mekanı cennet olsun....

    YanıtlaSil
  32. ne yazık ki ben sevilmeyen evlattım,buna rağmen buraya göçerken anne,baba denen kişileri yanıma aldım(sevdikleri kızları bizden önce gelmişti),1994 evi onların üstüne yapmamızı istediler(sanki içki şişe ile ev yapabilerlerdi),beddua ettiler,sadece sıvası olan katıma çıktım,2 sene konuşmadım,ikisi de aynı anda hastalandılar ,kızları tabi ki çıkarı olmadığı için bakmaya gelmedi ,baktım,yine konuşmaya başladım her şeye rağmen ....yıllar,yılları kovaladı ....hep sevilmeyen evlad kaldım,bir türlü yaranamadım ....kızları (benim kız kardeşim denen şey)ve onlar ile yapmadığını bırakmadılar,kendi çocuklarımı gerçekten korumak için bütün ilişkimi tamamen kestim ,katımda ayleme verdim kendimi.......şimdi anne ,baba sözü,ana,baba sevgisini başkalarında okurken ne kadar kıskandığımı tahmin bile edilmez ....
    Canım ,sen ana sevgisini tatmışın ,o hatıralarında hep yaşayacak.......

    YanıtlaSil
  33. boğazım düğüm düğüm... o son foto.. çok manidar ve çok acıklı.. Mekanı cennet, sevdikleri komşusu olsun.. Allah sabır ve selamet versin sizlere de

    YanıtlaSil
  34. merhaba bugün bloğunuza davetsiz misafir olarak girdim yazınızı okudum öncelikle size başsağlığı annenize rahmet dilerim. yaşadıklarınız beni taa 1991 yılına götürdü babamın hastalığı teşhisi tedavisi ve gelmez, gelmesin diye dua ettiğimiz acı sona kadar. 2,5 aylık sizin yaşadıklarınıza çok benzer bir süreç.sizi çok iyi anlıyorum sabırlar diliyorum. unutmayacağınızı biliyorum ben hala andıkça burnumun direğinin sızladığını boğazımda bir düğüm olduğunu eksikliğini her zaman hissettiğimi biliyorum çünkü. tek avuntum rabbimin bana 33 yaşına kadar babamla, baba sevgisiyle yaşamak hediyesi sunduğu olmuştur..

    YanıtlaSil
  35. Başınız sağolsun..Mekanı cennet olsun...

    YanıtlaSil
  36. You have a lovely blog. Very warming to visit.

    YanıtlaSil
  37. Başınız sağ olsun, Rabbim sabır versin inşaallah..

    YanıtlaSil
  38. Yaaa, ben bloğunu kaybedince pek çok şeyi de atlamışım. Allah gani gani rahmet eylesin. Başınız sağ olsun. Sizlere ömür versin.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...