13 Ekim 2014 Pazartesi

ekimde sonbahar -2 / 2014

Farkında olmadan bir dilek dilemişim ben...  şu koşturmacası bol hayatımda hiç olmayacağını sandığım...

Yorumlarda bazı arkadaşlarıma söz etmiş olsam da bloga not düşülmedi bu konuda...
Bir süredir bir karpuz daha sıkıştırmış durumdayım koltuk altıma... Bir dershaneden ısrarlı ve tatmin edici iş teklifi aldım. Bana açılan bu yeni kapıyı es geçmek istemedim... Hayatın getirdiği iyi ve güzel görünür şeyleri şükürle kabul etmeyi düstur edindiğim için, bu makul teklife çok fazla direnmedim. Dershane kurucuları da taleplerime olumlu yaklaşıyorlardı zaten...

Haftada üç gün, öğleden sonraları bir dershanede asıl mesleğimi yani İngilizce öğretmenliği yapıyorum... Bilseniz ne çok özlemişim sıraları, tahtaları, tahtada ders anlatmayı, sınıf atmosferini ve öğrencilerden yansıyan enerjiyi ve ortamdaki sinerjiyi... en çok da kuzucukları... Bazıları boy olarak beni ikiye katlayabilir ama yaşları ve boyları kaç olursa olsun gözümde kuzucuk hepsi... Hayatıma yeni bir renk, yeni bir heyecan geldi... Süsleme ile ilgili işim hali hazırda devam ediyor, benim iş başında olmadığım zamanlarda dümene kocacık veya yakın bir arkadaşım geçiyor. Üç öğleden sonramı ise kuzucuklarımla dolu dolu geçiriyorum.

İsteğim üzerine Pazar günüme ders konulmadı... Pazarlarım hala benim... biriciğim... Ancak kendimle bağım biraz daha koptu. Dolayısıyla sabahları erken kalkıp kendime ayırdığım zamanları ders notlarıma, kavrama-pekiştirme testleri ve konu özetleri hazırlamaya  ayırmak durumundayım. Evim de ayrı bir ilgi bekliyor tabii.

Pazar sabahı için de yapılacak listem hayli kabarıktı. Hatta Cumartesiden programımı hazırlamıştım.
Sonra ne mi oldu?

Şadıllı'daki RES santraline elektrik bağlantısı yapılacağı için Gökçeada, Eceabat ve Gelibolu'da -köyler de dahil olmak üzere- tüm gün elektrik kesintisi uygulanacakmış... Cumartesi gecesi haberini aldım. Sabah kalktığımda da (6.30 gibi)  kesilmişti zaten...

Ve evde hayat durmuştu!

Sair zamanlar kocacık uyanınca asıl kahvaltıyı yapacağımız için ilk kahvaltımı hafif şeylerle geçiştirirdim. Kendime sevdiğim şeylerden mükellef bir kahvaltı hazırladım önce... Televizyonsuz, internetsiz bir ambiyansta, sükut içinde kahvaltımı yaptım... Sonra üzerimi giyinip, fotoğraf makinemi alıp,  çamaşır başta olmak üzere tüm ev işlerime bay bay yaparak evden çıktım.

Ayaklarım komutu almıştı çoktan.... kalbimin gitmek istediği yereydi yürüdükleri yol... Doğrusu evden çıkmış, köşedeki yol ayrımına gelmiştim ama nereye gideceğimi  hala bilmiyordum. Buna karar veren iç sesim oldu.

Düştüm yola... ayaklarım nereye, ben oraya...

Ve öyle ılık, öyle duru, öyle güzel bir hava vardı ki... Geçtiğim sokaklarda bakmaya doyamadığım tarihi-yıkık-dökük evler, sararıp dökülmüş yapraklar, sonbahara evrilen yeşiller, kırmızılar, kahverengiler, sarılar, tohumlar, çiçekler, dalında kurumuş katmer katmer güller, meyve görünümlü  yabani bitkiler, kozalaklar, kabuklar... hepsi ama hepsi  içinde bulunduğum değerli an'ı durduruyor beni kendine çağırıyordu. O andan itibaren fotoğraf makinem elimde yürüdüm... Yol boyunca ne gördüm ne buldumsa ruhumu cezbeden, durma fotoğrafladım. Fotoğrafladıkça kendimden koptum...
Koptum çevremden.

İnsan sebepsiz yol almıyor...

Evime çok uzak, tarihi Mevlevihane'nin giriş kapısında kendimi buldum... Görevliye giriş ücretini uzattım. Bahçeye adımımı attım...

Benim gibi bir kaç fotoğraf sevdalısı da oradaydı, tarihi taş binayı ve birbirlerini fotoğraflamakla meşgullerdi. Lakin ben ne binanın ne de onların derdindeydim, benim meselem sonbahardı.





Ruhumu yaşama sevinciyle saran bu ayrıcalıklı, bu sevgili sabah... özel bir armağandı bana... her saniyenin değerini bilmeli, azami özen göstermeli, anlam ve önemini idrak etmeliydim. Sıradan bir gün değildi aradığım... etrafımdaki güzelliklerle büyülenmek, keyif almak, huzur bulmaktı.

Huzurun resmi ise, peşinden koşturduğum sonbahar alametlerindeydi ve boşluklar hayal dünyamla doldurulacak, şekillenecekti.

Bir saatten fazla kalmışım... Çıktığımda saatime bakınca anladım.

Öğleye daha bir saatten fazla vardı. Kocacık uyanmış olsa telefonla mutlaka arardı. İç sesime yol verdim yine... Ayaklarım yürüdü, yürüdü.... doğru Fener'e...





Derken beklediğim telefon geldi.
Artık fotoğraflamak için özlemini çektiğim hiç bir görüntü de kalmamıştı.
Eve geldim...
Kocacık kahvaltı hazırlamıştı.
İkinci ama daha hafif bir kahvaltıyla eşlik ettim.

"Ey sevgili doğa ! Ver elini !" dedik sonra...

Yine kırların çağrısı vardı... ısrarla... heyecanla...
Günlük, güneşlik günleri dört duvar arasında tüketmeyi ömür bilen insanlara inat... çıkıp ruhu günün getireceği pırıltılarla doyurmak en güzeliydi!







Gözlerim sevdiğim renkleri yudum yudum içmiş..... özlemine -farkında olmadan- dilek tutan kalbim muradına ermiş.... ruhum aradığı huzuru soluksuz içine çekmiş... içim büyümüş büyümüştü.

Saat 19.00 da geleceği söylenen elektrik, o akşam 19.45'de geldi. O saate dek ben ve kocacık dışarlarda dolandık durduk öyle avare avare...

Ve her şeyden önemlisi...
O gün...
Bana ait bomboş bir günüm olmuştu... Atmıştım kendimi doğaya... fotoğraf makinemin bataryası bitinceye dek, biraz bu pozlama biraz şu ayarlama, fotoğraflamış fotoğraflamıştım... sonra o sayısız fotoğraf istifinden uzun uzun bakarak, görerek, inceleyerek, bloguma -yukarıdaki- en güzeller seçkimi hazırlamıştım. (bakınız bir önceki postun ilk paragrafı...)

Kalpten dilenen bu şeyin, bir şekilde cevap bulmuş olmasına şükür ve minnet ile...
Allah dileyen herkese böylesi güzel ve özel bir gün nasip etsin!
Fotoğraflar ve yazı, tadını anlatmakta yetersiz kaldı...
Aslında... anlatıl(a)maz, yaşanmalı!

7 yorum:

  1. çok güzel bir gün olmuş, yeni işiniz de hayırlı olsun... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim tatlım...

      Sil
  2. Gün harika geçmiş de beni asıl mutlu eden sizden yansıyan bu harika farkındalık duygusu...Harikasınız,gözünüze gönlünüze sağlık.Umarım tüm canı gönülden istedikleriniz gerçek olur hayatınızda...Kucak dolusu sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hayat hep pozitif değil maalesef... umarım öyle olur...
      çok çok teşekkürler ve sevgiler...

      Sil
  3. Yeni işiniz hayırlı olsun. Eminim bu pozitif enerjiniz öğrencilerinize de yansıyacaktır. Bu doğallığınızı çok seviyorum.
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. içimde pır pır kelebekler....
      çok çok teşekkürler...
      sevgiler.

      Sil
  4. O sol é para as flores o que os sorrisos são para a humanidade.(Joseph Addison)
    Amo passear por aqui!!!!
    Um doce abraço, Marie.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...