5 Mayıs 2013 Pazar

yemyeşil doğa, Yeniköy ve piknik gibi piknik

Yazdan bir hava, felekten de bir gündü bugün... tabiri caizse...

Eşimin kuzeni ve ailesiyle birlikte, kuzenin babasının yani eşimin de amcasının bahçesinde piknik yapmak üzere Yeniköy'e yola çıktık bugün. Yeniköy daha önceleri söz ettiğim gibi Saroz Körfezi'ne yakın bir Pomak köyü... Eşimin dedelerinin 1920 mübadelesi ile Yunanistan'dan gelip yerleştikleri eski bir Rum köyü de aynı zamanda... Rumlar bu topraklarda bağcılıkla ve şarapçılıkla uğraşmışlar. Pomaklar ise bu bölgeyi daha çok hayvancılık için tercih etmişler ve bağcılığı da nispeten devam ettirmişler. Ancak şimdiler de bağcılık pek kalmamış, yerini buğday ve ayçiçeğine bırakmış.

Eşimin dedesinden amcasına intikal eden (küçük bir bölümü görülmekte olan) şu arazi...

Bir zamanlar boydan boya üzüm bağları ile doluymuş. Bir tarafında ise elma ağaçları varmış. Toprak amcadan oğluna geçince oğul bağları ve elma ağaçlarını söküp araziyi tarla niyetine kullanma yoluna gitmiş. Eski hali muhakkak ki daha güzeldir ama bu hali ile de muhteşem bir yer. Köyün tepe bir yerinde... bir taraftan Saroz Körfezi'ni bir taraftan da Marmara Denizi'ni gören; sessiz, sakin, yalnızca kuş seslerini duyabileceğiniz, yemyeşil doğa ile başbaşa kalabileceğiniz, tam kafa dinlemelik bir yer. Gitmişken... Papatya zamanındaki güzelliğine de rast gelmişken... biz de öyle yaptık.



Orada hissedilebilecek tek şey huzur.
Ve bir rüyanın içinde düşlemek kendini...

Yapılabilcek en güzel şey yürürken, otururken, seyrederken, dinlerken, bakarken, görürken andan keyif almak.
Mümkün olduğunca öyle yaptık.

Ruhumuzu yeşilin büyüsüyle efsunlayıp görme, duyma, dokunma yetisine sahip her bir uzvumuzu bu güzellikle olabildiğince temas ettirdikten sonra, bir hayli doymuş ve dolmuş olarak.... aşağılara... eşimin amcasının evine doğru indik sonra... Sırada piknik gibi bir piknik vardı çünkü...

Malum kültürümüzde piknik demek; kırmızı ya da beyaz fark etmez illa ki bir parça eti şöyle bir kokutarak mangalın üstünde nar gibi kızarttıktan sonra mideye öyle götürmek demek... İşte bu sebeple piknik gibi piknikti pikniğimiz... Özellikle son iki haftadır gerçekleştirdiğimiz acele ve hazır yemekli pikniklerden sonra...

Bu kez -çok da kalabalık olmamız sebebiyle- kırmızı-beyaz etin yanı sıra sucuk ve közlenmiş biberle közlenmiş patlıcanın da olduğu mangal seansı uzun bir aktiviteydi yaptığımız...

Bahçenin gölge bir köşesine kilim açıldı ve üzerine Pomakların geleneksel sofrası kuruldu...
Önce kumaş bir sofra bezi... ve üstüne ahşap yer sofrası...

Yeşil salatanın marullarını, soğanını ve nanesini kendi ellerimizle bahçeden topladık.... tamamen organik.

Közlenmiş patlıcan ve biberlerle de ikinci bir salata daha hazırladık.

Eşimin amcası 80 yaşında... Eşinin göz korneaları kurumuş ve ileri derecede görme problemi var... Ev işlerinin çoğunu amca yapıyor. Bu köy ekmeklerini de karı-koca birlikte yapmışlar ve amca pişirmiş. Öyle lezzetli öyle  yedikçe yenilesi ekmeklerdi ki! Tadı damağımda kaldı desem yeridir.


Eşimin halası da köye geleceğimizi duyunca Pomakların ünlü sütlü böreğini yapmış.
(Yukarıda ekmek kesen eller onun elleri... )
Sütlü börek Pomak mutfağında önemli bir yer tutan, özel günlerde ve özellikle misafirlere yapılan farklı bir börek... Görüntüsü tatlıya benziyor ama değil. İçindeki muhallebide şeker değil tuz var çünkü... Damak tadım böylesi bir tada alışkın olmasa da ilk tattığım günden beri çok severek yiyorum. Henüz kendim evde açıp yapmayı denemedim ama misafir gittiğim Pomak evlerinde bu tatla sık karşılaşıyorum. Böreğin özelliği yufkasının elle çok ince açılması. Bense o maharette değilim henüz... O nedenle hiç teşebbüs etmedim.
Bugün de bulmuşken...  menüde o kadar çok çeşit varken... iki dilimi yalayıp yuttum afiyetle... :)

Bu arada...
Kızımın kitaplığındaki lise yılları kitaplarını aşırmaya devam ediyorum... Ama hala VC Andrews kitaplarındayım... Neden? Çünkü kitaplığın hemen hemen dörtte birini onun kitapları kaplıyor. Üstelik seri halindeymiş bu kitaplar... Yani ben elime geçen ilk iki kitabı okuyup üçüncüye başladığım anda fark ettim.

İlk Şimşek'le başlamış ardından Honey'i okumuştum. Her iki kitap farklı serilerin kitapları imiş meğerse... Üçüncü olarak elime Fırtına'yı aldığımda ancak ayırdına varabildim... Ve Fırtınadan önce de Rain'i okumalıymışım... Hatta Şimşek'ten de önce...

Fırtına öncesine Rain'i alarak telafi ettim bu kopukluğu... neyse ki!

Yani Honey'i yersiz ve zamansız okumuşum... Diğerlerini de sırasız...
İlgilisi var ise sıralamayı not düşeyim, aynı hataya düşmesin. Hudson serisinin sıralaması şöyle gidiyor; Rain, Şimşek, Fırtına, Gökkuşağı...

Honey ise Yıldızlar Geçiti serisine ait bir kitap... Bu serinin sıralaması ise şöyle; Cinnamon, Ice, Rose, Honey, Yıldız Yağmuru, Omnibus.

Yazarın 15 civarı serisi var... Her seride ortalama 5 kitap... Bu sebeple imiş hangi rafa elimi atsam bir VC Andrews kitabına denk gelmem... :) Şunu da paylaşmadan geçmeyeyim; yazar altmışlı yaşlarında vefat etmiş aslında ama kitapları best seller olunca varisleri birilerini tutup kitaplarını yazdırmaya devam etmiş. :) Siz, biz, onlar... hepimiz göçüp gideriz bu dünyadan da varislerin soyu devam ettikçe daha da artar mı artar bu seriler, sayılar...kim bilir! :)
Evlat büyüdü, daha derin daha dişe dokunur kitaplar okuyor neyse ki!

E ama ben de büyüğüm...
Ama işte okuyorum! :)

Yoksa ben bu kitaplarda çocukluğumun Kemalettin Tuğcu karakterlerini mi buluyorum.... içimde hep bir acıma... bir merak.

Onu bunu bilmem de... kırpıntı zamanlarda kafa dinler ve boşaltırken iyi geldi bu kitaplar.

Dediğim gibi bugün yazdan hava, felekten gün çaldığımız bir gündü...
Ama kalbim bir tarafı Saroz'u, bir tarafı Marmara'yı gören o güzelim tepede kaldı.




19 yorum:

  1. offf süper mamalr, o böreğe bayıldım...

    YanıtlaSil
  2. yazları annane köyünde geçirirdim ,hala köy yaşamını özlüyorum,inşallah bu sene evi yapıp taşınırız ,bambaşka bir huzur var o küçük köylerde ,yemekler ise daha lezzetli nedense .Geçen hafta biraz rahatsızdım ,internette bulduğum bir sitede çooook uzun zaman önce okuduğum kitapları okuyarak o kötü günleri geçirdim ,senin yazarında okumadım ,zaten ( aman nazar değipte kapanmasın o site) ömürlük kitap seçeneğim var ,bakayım senin okudun kitaplar da var mı ( site bulgarca ne yazık ki ,kızlarım okuyamıyor ).Canım yeni başlayan hafta çok mutluluk getirsin sana ve sevdiklerine.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. geçmiş olsun mazescim... şimdi çok daha iyisindir dilerim...
      köy yaşamında sağlık ve huzur var gerçekten... inşallah en kısa zamanda evi yapıp taşınır, sağlıkla, huzurla keyfini sürersiniz... keşke türkçe olsaymış o site... ben de bakardım...
      yeni hafta sana da sevdiklerinle birlikte mutluluk getirsin canım...

      Sil
  3. sevgili ruşyena piknik anılarınız çok güzel bir solukta okuyuverdimhepsini ama kitaplara gelince gülümsemeden edemedim çünkü bu aralar bende İpek Ongun serisi okuyorum.ilk başladığımda amacım kızımla kitap konusundada paylaşacak bir şeyler olsundu.Zaman geçtikçe işler değişti baktım kitapları bende sever olmuşum.:))))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)
      İpek Ongunlar da duruyor bizde... bi ara elime alıp "daha neler" demişliğim var...hiç belli olmaz bir gün yeniden el atarım belki... :)

      Sil
  4. Sevgili Ruşyena deli annenin hasankeyf ziyareti için yazdığınız yorumu okudum.bende oralardan yeni geldim..20 yıl öncesi Diyarbakırda öğretim görevlisiydim acaba öğrencim olabilirmisiniz diye merak ettim bloğunuzu bu nedenle ziyaret ettim iyiki etmişim çok güzel yerleri anlatmışsınız orlarıda görmek isterdim..sevgi ve dostlukla kalın...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hoş geldiniz öncelikle...
      iki kez diyarbakır'daydım ben... 84-86 arası ve 2001-2003 arası... ara verip yıllar sonra yeniden okudum... bu arada iki ayrı diplomam daha var :) bunu da bitirmek istedim... :)
      diyarbakır'dan eğitim fak... ingilizce öğretmenliği mezunuyum...

      uzun süredir trakyadayım... yaşadığım coğrafyanın doğal güzelliklerini keşfetmeye ve paylaşmaya çalışıyorum...
      buralara yolunuz düşer dilerim...
      dilerim tanışma şansı da buluruz...
      sevgiler... selamlar...

      Sil
  5. Sevgili Ruşyena deli annenin hasankeyf ziyareti için yazdığınız yorumu okudum.bende oralardan yeni geldim..20 yıl öncesi Diyarbakırda öğretim görevlisiydim acaba öğrencim olabilirmisiniz diye merak ettim bloğunuzu bu nedenle ziyaret ettim iyiki etmişim çok güzel yerleri anlatmışsınız orlarıda görmek isterdim..sevgi ve dostlukla kalın...

    YanıtlaSil
  6. Hi my dear Rusyena!Iread your last presentations last night and i really like them very much..this place is wonderfull..i made a translation by google not so good but i understand a lot of things that you present.Ialso like your photos,and your smoothies with strawberries.and what wonderful pir whas thiw at the picnik?it was a cheesepie?Have a wonderful time!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. thank you sooo much dear kate...
      it was milkpie... a kind of savory custard with milk...

      have a nice day!

      Sil
  7. işten güçten başımı kaldırıp penceden bakmayı bile unuttuğumu farkettim.ne güzel fotoğraflar, ne kadar hoş görünüyorsunuz,sevgiyle kalın:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. haftanın 6 günü çoğunlukla ben de öyleyim... pazar günleri acısını çıkarmaya çalışıyorum. :)

      Sil
  8. Fotograflar cok guzel yemekler ayri bir guzel..papatyalara bayildim..
    dogayla ic ice huzur dolu harika!! orda olmayi cok isterdim..

    YanıtlaSil
  9. Ekmeklere, patlıcan salatasına, mangala bakınca inanılmaz acıktım.Ellerinize sağlık, güel bir gün olmuş.

    YanıtlaSil
  10. Merhaba (Kaksi) ruşyena,

    Öncelikle beni çocukluğuma götürdüğünüz için teşekkür ederim.Fakat içeriklere bakınca büyük bir eksikliğe şahit oldum.Selanik göçmenlerinin en ünlü yemeği olan Buryan'a yer ayırmamışsınız :) Umarım bu lezzeti tatma fırsatı bulmuşsunuzdur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. merhaba... (arnısım, ti kaksi) :)
      o gün sofrada büryan yoktu ama...her fırsatta yaptığım bir yemek... yiyenler pomaklar kadar lezzetli yapabildiğimi söylüyorlar... :) ailece çok seviyoruz. :)

      Sil
  11. arnı arnı :) güneyli taraflarınada uğramışsınızdır inşallah.Mahmut Paşa , çömlekçi koyları birer doğa harikası. sağlıcakla kalın

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. özellikle baharda ve yazın güneyli ye çok sık gidiyoruz... koyların isimlerini çok iyi bilmiyorum ama muhtemelen uğramışızdır...

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...