23 Aralık 2022 Cuma

2022 biterken...

Yaz bitti, sonbahar bitti, kış ortasına geldik, 2022 yi de bitiriyoruz ve "artık yazmalıyım" düşüncemin ağır basmışlığıyla blog yazmaya duyduğum özlemli duygunun depreşmesi sonucu ve aslında nasıl bir post olacağını da bilemeden oturmuş bulundum pc başına. Çünkü ne paylaşacağıma dair bir ön hazırlığım yok. "Bloga" isimli klasörümde 'post yazdığım zaman kullanırım' amaçlı ayırmış olduğum fotoğraflar klavuz olur belki. Böylelikle konu bir yerlerden başlar ve ben de dökülürüm.

İlk gözüme çarpanlar yeni evimden fotoğraflar oldu. Diğer blogumda geçen ayın dökümünde söz etmiştim. Yeni bir eve taşındık. Burada uzun süreli kalıcı değiliz, evimiz satılınca yeni bir ev alıp taşınmak niyetimiz. Yine de ne kadar zaman alır bilemediğimizden kesin bir süre biçemiyoruz. Eski evimizden neden taşındık? O kadar çok neden var ki, apartman aile apartmanlığından çıktı, eşyalı kiralık dairelerin bazılarına abuk sabuk insanlar taşındı, bazı daireler girip çıkanın belli olmadığı, gece-gündüz sürekli işleyen yol geçen hanına döndü.(Anlamışsınızdır.) Sık sık "komşu ağaç" diye paylaştığım, pencereden terastan bakışıp için için konuştuğum sevgili arkadaşım kiraz ağacının bulunduğu bahçenin sahibi bahçeyle birlikte önündeki üç katlı binanın arazisini müteahhite verdi. O yetmedi "komşu küçük ev" dediğim ev de önündeki iki katlı ev ve bahçesi ile birlikte satılığa çıkarıldı. Geçen ay eski caddemizden geçerken gördüm, "komşu ağaç"ın önündeki binayı yıkmışlar, ağacın da dallarını keserek hacminin üçte ikisini yok etmişler. Muhtemelen inşaat başladığında kalanı da yok olacaktır. Çünkü hep böyle alıştıra alıştıra, yavaş yavaş oluyor bu işler. Dolayısıyla yakın gelecekte "komşu ağaç" diye, belki "komşu küçük ev" diye de bir güzellik kalmayacak. (İçim acıyor.) Binamızın arka ve yan cephesi yeni binalarla kapanmış olacak. O vakit gökyüzünden başka bir yeri de göremeyecektik. Oysa biz o evi, mutfağı küpküçük ve penceresiz dahi olmasına rağmen, fransız balkondan başka hiç bir balkonu olmamasına rağmen salt terası ve teras manzarası için sevmiştik. Diğer yan tarafta şimdilik oto yıkama ve oto park var, orası da yarın bir gün müteahhite verilirse dört tarafı kapanıp kutu gibi ortasında kalacak...

Ayrıca geçen yıl kurban bayramında kızımız ve damadımız gelince mutfağın küçüklüğünden aşırı derecede şikayetlenmiştik. Zaten normalde kocacıkla ikimiz birlikteyken zor hareket edebiliyorken,  gençler de girip bir şeyler yapmak, bizlere katılmak istediklerinde onları saf dışı bırakmak zorunda kaldık. Oysa tüm aile mutfakta bir şeyler yapmak müthiş keyifli. Hem evlatlar kendilerini o evin bir parçası olarak görüyorlar, hem de aile bireyleri arasında paylaşım, birliktelik, bağlılık gibi hissi yakınlıklar artıyor. Sonuçta damadımız da artık bizim oğlumuz, kendini bizim yanımızda yabancı ya da misafir gibi hissetmesini istemeyiz. Dört kişinin rahatça sığacağı bir mutfak bize yeter de artar(dı). 

Bir ayrıca daha... yazın terasta olmak çok keyifli de kışın balkonsuz olmak çok sıkıcı. İnsan en azından arada adımını atıp küçücük de olsa bir balkondan dışarıya bakmak, aşırı soğuk değilse azcık oturmak, soluklanmak istiyor. Son 7 yıl bundan eksik kalmıştık. Yeni taşındığımız bu evde iki büyük balkon var. İkisi de boydan boya katlamalı cam kaplı. Her iki balkonun şu anki yaşamımızdaki işlevini görünce balkonsuzluğun önemli bir mahrumiyet olduğunu  daha da bir derinden hissettik. Genişçe bir balkonunuz var ise balkonlu ev teraslı evden çok daha kullanışlı. 

Önceki evin dubleks olması sebebiyle zırt pırt merdiven inip çıkmak da bazı zamanlar problem oluyordu. Malum artık yaşlılığa doğru yol alıyoruz. Elinde bir dolu şey çıkarıp indirirken bastığın yeri görememek, uykulu uykulu yatak odasına çıkmak, hastayken iniş çıkışlarda dengeni kaybetmek... anlık kazalara bakan riskli durumlar... Yine de dubleks evi sevdim ben. Bu konuda tam karar verebilmiş değilim. Belki ileride hem geniş balkonlu hem de teraslı dubleks bir ev bulursam yine taşınmak isterim. Ama 10 yıl sonra (Allah o günleri gösterirse) daha da yaşlanmış olacağız. Her gün onlarca kez merdiven inip çıkmak da kolay değil. Teraslı evden vazgeçersem en çok da bu sebeple vazgeçeceğim.


Öte yandan artık bizi meşgul edecek bir toprak parçamız var. Oraya sık sık gitmekle ve bahçesinde vakit geçirmekle teras  özlemimizi de fazlasıyla gidermiş olacağımız için sonrasında teraslı ev hâlâ bize cazip gelir mi, bilemiyorum. Şimdilik öngörmek zor. Geleceğin neler getirip neler götüreceğini bilmek zaten mümkün değil. Bu ev meselesi de her şeyde olduğu gibi olacağına varacaktır. 

Ne yazacağımı bilemezken döküldüm gidiyorum. Yukarıdaki fotoğrafa rastgelmişken kendi diktiğim koltuk kılıflarımı da paylaşayım 
Dikişin "d"sinden anlamazken boyumdan büyük işlere kalkıştım. Sonuç fena olmadı. Sol koltuğun ön pilelerinin sağ tarafında hafif bir yamukluk var, makinem kendine gelince söküp yeniden düzelteceğim. 



Bu yeşil pötikareli kılıflar dışında bir de büyük kanepe için sarı renkte pötikareli bir kılıf diktim. 

Ama dikiş makinem öyle kaprisler yaptı, iğneler kırdı, kumaşların altına yumak yumak iplik topladı, masuranın takıldığı mekiği zırt pırt yukarılara hoplatarak sanki giyotinle kesilmiş gibi masuranın üzerinde demet demet iplik keserek şaşkınlığa düşürüp aynı zamanda sinir kat sayımı yükseltti. An geldi pes edecek oldum, kocacığın manevi ve teknik desteği ile yola yeniden devam ettim ve ortaya bunları çıkarınca yine de her şeye rağmen yaptığım işin sevincini yaşıyordum ki, dikmeyi planladığım yeni şeylere giriştiğimde makine öncekinden daha da beter oldu. Tüm arızaları aralıksız çıkarmaya başladı. Çok güzel kırlentler biçtim. Kendime etekler biçtim. Hepsi dikilmek üzere bekliyor. Kasabamızda ehil birini bulabilirsem... Terziler sanayi tipi makinelere alışkın olduklarını, ev tipi makinelerden anlamadıklarını söylediler. Tanıdıklarım ve arkadaşlarım kocacıkla benim bildiğimiz-öğrendiğimiz çözümlerden daha öte bir öneri getiremediler. Zaten you-tube ve google hem kendi dilimizde hem yabancı dillerde bir dolu kaynak içeriyor. Ne öğrendi isek denedik ama tedaviye cevap veremedi hastamız. Belki o da zamanını bekliyordur. Bir gün biri hayatımıza temas edecek ve şıp diye iyileştirecek(tir). Sabr-ı cemil ile bekliyorum. 

Söz yeni evden açılmışken kırmızı mutfağımı da not düşeyim kişisel tarihime. Hayatımda evlilik sonrası 14 farklı evde oturdum. Ama ilk kez mutfak dolapları ve tezgah duvarındaki fayansları kırmızı olan bir evde yaşıyorum. Benim zaten ekmeklik başta olmak üzere bazı mutfak eşyalarım da kırmızı olunca konsepte uyum sağladım hemen. Kendi evimde bu kadar kırmızılı bir mutfağı tercih etmem ama kırmızılı bir mutfakta iş yapıyor, yiyor, içiyor olmak da enerjiyi yükselten bir şeymiş. Bendeki etki bu. Belki de etrafımda renkli şeyleri görmeyi sevdiğim için... Kırmızılı mutfak bana iyi geldi. 

Dolaplarının fazlalığı, tüm mutfak eşyalarımın rahat rahat yer buluşu ferahlık verdi. Ve tabii balkona açılan bir kapısı ve penceresi olması... Öyle çok geniş mutfaklarda gözüm yok ama kullanışlı ve ferah bir mutfağım olsun istiyorum artık. Teraslı evimizde bu hissi de deneyimledim.

Bu evde en çok balkonlar ve mutfak bana iyi geldi. İkisinden sonra da banyo... Mutfak kadar geniş bir banyom var. Ev yine 3+1... Ama bu evde üçüncü odayı hobi odası yapmadım. Yatak odası küçük olunca üçüncü oda giyinme odası olsun istedik. Bu hali çok hoşumuza gitti. Yeni evde de aynı düzeni sürdürmeyi düşünüyoruz. Zaten pc masamla oda oda geziyorum. Uğraşılarım için çalışma masama sığamıyor salon masasına taşınıyorum. Hobi malzemelerim zaten dolaplarda. Dolaplar da giyinme odasına alınınca ev daha bir derli toplu, düzenli ve ferah oldu. Biz eski usul oturma odasında oturangillerdeniz. Salonu günlük kullanmayı sevmiyoruz. Her zaman derli toplu ve ani gelebilecek misafirler için hazır ve nazırdır salonumuz. Böyle içi rahat edenlerdeniz. Oturma odamız ise gönlümüzce rahat rahat oturup kalktığımız yer. Aynı odada olsak da birbirimizin alanına saygı gösteriyoruz. İkimizin de ayrı pc masaları ve pc leri var.  Tv rahatsız etmiyorsa okuma-yazma gibi çoğu uğraşımı orada gerçekleştirebiliyorum. Tv programları ile ilgili önceliklerimiz çakışırsa birimizden biri salona gidiyor, birbirimizin tv izleme zevkine müdahale etmeyerek dengeyi sağlayabiliyoruz. O yüzden nasıl bir evde oturursam oturayım  salondan hariç bir de oturma odamızın olmasını önemsiyorum. 
"Bloga" klasörüme baktım oturma odamın fotoğrafı hiç yokmuş, o zaman kırmızı demişken kırmızıyla devam edelim. Kırmızı puantiyeli önlüğümle çekilmiş olduğum iki fotoğrafımı buldum. Yazın focaccia yaptığım zamanlardan.

Tarifini saklamamışım. İnternetten bulmuştum zaten. Ölçüler denk gelmiş, tadı çok güzel olmuştu. O zamandan beri bir daha hiç yapmadım. Yine yapsam ya.

Bu postu yazmaya öğleden sonra başlamıştım. Bir ara banka için evden çıktım. Merkeze kadar yürüdüm.  Sonra çarşıda kocacıkla buluştuk. Sonra eve geldim. Az biraz daha yazdım. Sonra akşam yemeği için kalktım... Mutfağı toparlama, bulaşıkları yıkama-akıtma... Sonra biraz daha yazdım. Daha sonra öğrenci geldi, ders çalışmaca... Derken tekrar başına oturmam saat 21.30 u buldu. Bol kopmalı bir post yazısı olarak buraya kadar gelmiş bulunmaktayım. Daha da ne yazsam ne paylaşsam bilemiyorum. Burada bitirip kalanları da bir başka posta bırakayım en iyisi... Zihnimi dinlendirip sonrasında ya bir film izler ya da bir süre kitap okurum. Aralık'ın 23 ü de böylece bitmiş olur. Günün lafı mı olur? Koskoca bir yıl bitmek üzere... 2023 sağlık, huzur ve barış getirsin dünyamıza. Amin. Amin. Amin!


14 yorum:

  1. hayırlı olsun evin :) foccaia kafelerde kahvaltı yaparken çok seviyorum yaaa :) evde denemedim bi bakıyim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler deepciiimmm. Ben focaccia yı pizzadan daha çok seviyorum. Hem daha kolay.

      Sil
  2. Güle güle oturun, betonlaşma oralara kadar geldiyse vay ki vay..
    Evde salonda yaşıyoruz ama bir oturma odamız olsa diye hayıflandığım çok oluyor. En azından TV izlerken çatışma olmaz diye düşünüyorum:) Bir de gerçekten bir gelen olduğunda ev haliyle karşılamak pek hoş olmuyor, bazen.
    Balkona açılan mutfak candır ,evim öyle her yönden çok iyi oluyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler... Evimiz en huzurlu alanımız olmalı. Konfordan önce rahatlık gelmeli. İkinci bir tv de evlerde şart oldu artık, ki aslında ben pek tv izlemem ama an geliyor izlemek istediğim bir şey oluyor, o vakit elzem hale gelebiliyor. Aynı evin içinde bile eşlerin kendilerine ait alanları olmalı.

      Sil
  3. yeni evden haberim vardı ama kalıcı olmadığını bilmiyordum. hayırlısı ile çok seveceğin bir eve geçmen nasip olsun tatlım. kanepe örtülerini hayranlıkla takip ettim zaten. böyle cesur hanımları çok takdir ediyorum. Bakalım ben ne zaman cesaret edeceğim makinanın başına oturmaya. sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amin Zeynepcim. Hem çalışan hem de o kadar güzel örgüler yapan biri olarak eminim çok güzel şeyler de dikeceksin, vakti zamanını ve itici gücünü bekliyordur. :)

      Sil
  4. Gule gule oturun.Surekli bir degisim donusum hali , ustelik de cogu olumsuz yonde , sehirlerin toplumsal bellekteki yerini de harap ediyor.Ne agac ne guzellik , varsa yoksa para para para...
    Merdivenler icin simdiden endiselenmeyin bence.Allah gerektirmesin ama merdivenlere monte edilen bir sistemle sandalyede oturarak ust kata cikip inme kolaylastiriliyor.Nette bulabilirsiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İsminiz çıkmamış, yerinde adsız yazıyor, ama beni de blog aleminden tanıyor olduğunuz hissediyorum, belki ben de sizi tanıyorum, belki de siz değil de sen kadar yakın biri... Nasıl hitap etsem bilemedim böyle adsız olunca. :) Geçen gün eşimle bu merdiven mevzuunu konuştuk yine, çok çok asansör yaptırırız demiş gülüşmüştük, oturarak merdiven çıkmak da iyiymiş, neti dolaşıp bakıyım bi... :)

      Sil
  5. I am sure your new house will bring you happiness! And you have magical hands that will turn it into a sweet and warm home! All the best!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Thank you so much! Are you dear Maya? I wish, I could see your name.:(

      Sil
  6. Yeni eviniz ve alacağınız ev şimdiden hayırlı olsun. Benim de evimin karşısı ormandı ama artık içine sosyal tesis adı altında beton döktüler camı açıp baktığım bir orman yok artık neyse .Yine de sağlığımız yerinde olsun :) focaccia çok lezzetli gözüküyor ellerinize sağlık afiyet şifa olsun :))

    YanıtlaSil
  7. Çok teşekkür ederim... İnsanın alıştığı, gördüğü güzelliklerden mahrum kalması üzücü... Ama dediğiniz gibi en önemlisi sağlık... Giden şeylerin yerine bir şekilde yenileri gelebiliyor da sağlık gitti mi hiç bir şeyin anlamı kalmıyor. Bu kez çok da fazla manzara çerçevesinden bakmayacağım yeni eve... Önünde deniz olmadığı sürece er ya da geç binalar birbirini kapatıyor. Yorum için çok teşekkür ederim, blogun okunduğunu bilmek, hele de böyle sıcacık bir ses duymak çok güzel. Benim bazı bloglara yorum bırakamamak gibi çözemediğim teknik bir sorunum var. Blogunuza gelip yorum bırakmayı deneyeceğim, umarım olur.

    YanıtlaSil
  8. bi yorumda seni görünce aa dedim yine eski bir blog
    koştum geldim bende sen gibi yazmaya ara verip sonra toparlamaya çalışanlardanım.. umarım bu yıl bunu başarırım.. kırmızılarını bende sevdim zira kırmızı severim.. ve mutfakta da kırmızı iyi gider enerjisi yüksektir.. kendi evinde de tercih edebilirsin belki tamamı değilde içinde kırmızılar olan beyaz/gri ağırlık bir tasarımla..

    sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bloglardan kopamayangiller olarak yazamamak hep can acıtıcı. O istikrarı sen de ben de bu yıl yakalarız dilerim. Kırmızılı mutfak objelerim yeni evimde de olacağına göre mutfağımın yine en ağırlıklı rengi kırmızı olacak sanırım. Duvarlar, fayanslar, tezgah nasıl olursa olsun... Ben pek oralara takılmayanlardanım. :)

      Sil