23 Temmuz 2022 Cumartesi

yazın biten ilk yarısı - örgü çantam, örgü minik elbise

Pc masaüstümde "bloga" adında bir klasörüm var. Blog postlarıma eklemek istediğim fotoğrafları orada biriktiriyorum ve yeni bir post yazmak istediğimde fotoğrafları tek tek editleyerek kullanıma hazır hale getiriyorum. Tabii bu kez arayı epeyce bir açınca epeyce bir de fotoğraf birikmiş oldu. Bir çoğu da -farkettim ki- homini gırtlak temalı fotoğraflar. :) Tatil için gittiğimiz Erdek ve geçirdiğimiz kurban bayramı olmak üzere bol tatlılı, bol piknikli, bol yemeli içmeli kareler... Kendi ellerimle yaptığım tatlıların dışındakileri eledim hemen. Yine de hatrı sayılır bir miktar kalmadı değil. O yüzden bu post biraz da tatlılı, pastalı bir post olacak. Kişisel tarihimden eksik kalmasınlar. :)

Geçen ay, daha önce şurada paylaşmış olduğum kolay brownie tarifimle  o kadar zaman sonra bir kez daha brownie yaptım. Bu kez malzemeyi iki ayrı kaba bölerek pişirdim ve bu sayede sağlık adına rizikolu bu tatlıyı daha uzun sürede ve daha az miktarlarda yemiş olduk. Fotoğrafı çekmek için kocacık öyle acele etti ki -yetiştirmesi gereken bir işi vardı, dışarı çıkması gerekiyordu- üzerini süslemeyi dahi düşünemeden çektirmişim. Süsleme dediğim şey de daha önce yıkayıp kurulayıp hazırlamış olduğum çilekleri üzerine dizmek idi ama iki ayağım bir pabuçta olunca onu bile unutmuşum. :)


Mutfakta pratik biriyim ama bu halime rağmen ilave bir telaş içinde olmayı hiç sevmiyorum. Geriliyorum ve yapmakta olduğum şeyden hiç zevk almıyorum. En kötüsü de yaptığım şeyi hissetmekten uzaklaşıp sanki robotmuş gibi otomatiğe bağlıyorum kendimi. 

Sonrasında yerken o zevk katbekat döndü neyse ki. :)


Önlüğüm de 2 nolu ablamın çeyizinden. Evliliğinden önce dikilmiş olduğunu da hesaba katarsak en az elli yıllık bir önlük. Ama hiç kullanılmamış! Evin tek ve müstesna anı toplayıcısı olarak bu güzelim önlüğü ablamın ellere vermesine gönlüm razı olamadı bittabi. :) Aldım, mutfak temalı broşlarımla süsledim ve canım evcilik oynamak istediğinde üzerime geçiriyor, mutfağımda  seve seve kullanıyorum. 

Brownie yi iki ayrı kaba bölerek pişirdiğimi yazmıştım. İkinci kaptakini soğuyunca saklama kabına alarak donducuda sakladım. Sonra ne zaman canımız istediyse o zaman çıkardım ve üzerini pasta kremasına gömülmüş kiraz taneleri ile süsleyerek öyle servis yaptım. Brownie ye kiraz da çilek de çok yakışıyor vesselam.


Tatlı konusu buraya kadar değil tabii. Daha bayram tatlılarım var. Ama araya içinde bulunduğumuz günlerin şanına yakışır bir kaç fotoğraf ekleyip sonra yeniden döneyim onlara. Malumunuz zaman kırların ayçiçekleri ile süslenip yolu oradan geçenleri yolundan alıkoyan zaman. Biz de kocacıkla her nereye gidiyor isek durup ayçiçeklerle hasbihal etmeden, onların güzellikleriyle ruhumuzu beslemeden geçip gitmiyoruz.


  

 Bazen dibine kıvrılıp ya da karşısına kaykılıp kitap okuduğum, podcast dinlediğim zamanlar da oluyor. Bunu en çok su doldurmaya gittiğimiz çeşmenin yakınlarında yapıyorum. Çok kalabalık olduğunda bazen bir saati bile bulabilen süreler bekliyoruz. Evden bir kap meyve, abur cubur ya da tatlı-pasta-kurabiye gibi şeyler alarak hazırlıklı gidiyorum. Kocacıkla plansız, uyduruk ama pek keyifli piknikler yapıyoruz.



Bir kaç yıldan beri içine küçücük bir evcik kondurup ekip biçebileceğimiz bir toprak arayışındaydık. Geçtiğimiz kış aradığımız kriterlerde verimli ve tam hayallerimizdeki gibi bir toprak bulduk. Dört dönümden fazla ve şimdilik tarla statüsünde (hayalimiz bahçeye dönüştürmek). Sahibi İstanbul'da yaşadığı ve yalnızca yatırım amaçlı aldığı için arazi ile hiç ilgilenmemiş, köylülere ekip biçsinler aynı zamanda da baksınlar diye emanet etmiş. Dolayısıyla geçtiğimiz ocak ayında aldığımızda içinde ekilmiş olan buğday vardı. Biz de çiftçinin ürünü zayi olmasın diye ürün tarladan kalkıncaya dek hayallerimizi ötelemek durumunda kaldık. Şu günlerde başakların biçilip toprağımızın da tamamen bize kalmasını bekliyoruz. Sonrasında kenarını çitlerle çevirmek, su kuyusu açtırmak, içine küçücük bir evcik kondurmak ve istediğimiz şeyleri yetiştirmek, toprakla daha yakın olmak dileğimiz. Rabbim de kısmet eder inşallah. 

Bu yol da bizim yol... Meğer kadastroda olmayan bu yolu köylüler kendi tarlalarına gitmek için açmışlar. Şimdi kalkıp yolu tekrar toprağımıza katmak ve bir yerde kullanıma kapatmak çok büyük ayıp ve bencillik olacağı için biz yine çitimizi daha içeriden yaptırıp o yol bizim değilmiş gibi yaşayamaya devam edeceğiz. Yine de bir kır yoluna "bizim yol" demek ne hoş bir duygu!

Tatlı mevzuuna döneyim yeniden... Bayramda kızım ve damadım yani iki tatlı çocuğum gelecek olunca ben de iki çeşit tatlı yaptım. Tatlı yedik, tatlı konuştuk, tatlı gezdik, tatlı eğlendik.  Bol tatlış günlerdi anlayacağınız... 

Tatlılarımdan biri saray sarma ya da saray lokumu adlarıyla anılan, kakaolu muhallebinin bolca hindistan cevizi serpilmiş tepsiye döküldükten sonra soğuyunca üzerine bir kat da krem şanti sürülüp kesilip her parçanın rulo gibi sarıldığı, hemen hemen herkesin bildiği sütlü bir tatlı idi. Bu tatlıyı ilk kez denedim ve ailece öyle çok sevdik ki bayramlaşmaya gelen konuklarla birlikte bizler de her defasında birer dilim daha yiyerek kocaman dikdörtgen borcamdaki tatlıları iki günde bitirdik. Kocacık ilk yediğinde "Ruşi bana bugüne dek neden bundan yapmadın?" bile dedi, apalak bir çocuk gücenikliğinde.... :)


İkinci tatlım da cheesecake idi. Geniş bir kelepçeli kalıpta yaptım ve yarısını ikişerli dilimler halinde dondurucuda sakladım. Bayramdan sonra da ara ara çıkarıp yedik. 

Bayramda eti ve tatlıyı fazla kaçırdık ama kahvaltılarımız hep hafifti. Yürüyüşümü de sık yaptığım için aşırı kaloriler kilo olarak dönmedi neyse ki. Ekmeği kahvaltıda börek türü şeyler varsa hiç yemiyorum. Normalde de yalnızca bir dilim yiyorum. Diğer öğünlerde hiç ekmek tüketmiyorum.


Canım da tatlı çektiğinde kocacığın kendi elleriyle mayaladığı ev yapımı yoğurtla hemen bir yoğurtlu meyve kasesi hazırlıyor, nefsimi köreltmek için de bazen bir iki çikolata parçası ve bisküvi ile süslüyor bu sağlıklı şeyi tüketiyorum. Evde dondurma yapmayı öğrenmek gibi bir de planım var. En kısa zamanda tarif taraması yapıp aklıma en uyanlarla ilk denememi yapmak istiyorum. Pakete girmiş dondurmaları asla tüketmiyorum.


Kış için dondurucuya yalnızca yedi kilo bezelye ayıklayıp attım. Zaten bir de küp küp doğranmış domates ve közlenmiş biber-patlıcan atıyor, başka da bir şey atmıyorum. Mevsim ne ise ona ait sebze-meyveleri tüketmeye özen gösteriyorum. Şimdiki bezelyeler bile yazın ilk başındaki bezelyeler gibi değil. Her şey zamanında güzel. 

Bolca yemeli içmeli bu anlatımdan sonra bir post geleneğim olan elişi paylaşma mevzuuna geçeyim şimdi de... En son yaptığım kartonlu-yapışkanlı elişlerinden sonra her hangi bir şey yapmadım. Okuyup yazıyor, dinleyip izliyorum daha çok. Elimde şimdiye ait bir elişi yok ama blogumda daha önce paylaşmamış olduğum ve de çok keyif alarak ördüğüm örgü çantamla, minik örgü elbiseyi paylaşayım bu kez. Örgü çanta için önce yaprakları kat kat pembe güller ördüm. Sonra o güllerin etrafına minik yaprak formları verdikten sonra bir kaç sıra da ikili trabzan geçip beş adet kare şeklinde granny square elde ettim.


Sonra da biri tabana, dördü de kenarlara gelecek şekilde tığla birleştirdikten sonra sapını da örüp çiçek motifiyle süsleyerek bu güzel çantayı elde ettim. Kareler büyük olunca içi de hayli geniş oldu. Örgü ipler ya da ıvır zıvır adına sepet nevinde ideal bir saklama ve taşıma çantam var artık.


Bu da kalan iplerden ördüğüm minik elbise... Çocukken bu elbisenin biraz daha büyüğünden mutfağımız için bir çift tutaç örmüştüm. İki elbiseyi birbirine bağlayan yine örgüden uzun bir bağ vardı aralarında. Yanıp da elbiseler elden çıkıncaya dek kullanmıştı annem.

Ve geldik yine bir postun daha sonuna... Fotoğraflar epey fazla ama bunlardı blogumda olsun istediklerim... Yeni bir postta görüşünceye dek herkese neşeli yaz günleri dilerim. 

Kalın sağlıcakla!


20 Mayıs 2022 Cuma

baykuşlu kırlentlerim - ilkbaharın son günleri

Sorunlu bloguma bir sorun daha eklendi diyerek postuma negatif bir girişle başlarsam ayıp etmiş olmam umarım. Ama ben yılmak istemesem de bu blogger ın beni yıldırmaya kastı var sanki. :) Şimdi de blogları reCAPTCHA ile korumaya geçti ve benim bloglara yorum bırakma problemim yeniden nüksetti. Artık google hesabımla ve blogger hesabımla hiç bir bloga yorum bırakamıyorum. Ancak ad/url ve anonim özellikleri açık olan bloglara yorum bırakabiliyorum. Anonim olarak bırakmak istemediğim için de ad/url seçeneğini kullanıyorum. Onda da ad ve url bölümlerini tek tek kendi bilgilerimle doldurunca yorumumu ancak öyle gönderebiliyorum. Ama her blogda da ikisi aktif olmuyor maalesef. Örneğin Deep in blogunda yorum kutucuğuna tıkladığımda aşağıdaki resimde gördüğünüz gibi tek seçenek çıkıyor. Ve "google ile oturum aç"a tıkladığımda sayfa refresh oluyor, kendimi yine aynı sayfada buluyorum. Üstelik browser ımda google oturumum açık olmasına rağmen...

Postlarıma yazılan yorumlara cevap verirken de yine ancak tek tek ad ve url yazdıktan sonra yorum bırakabiliyorum. Yetmiyor, bir de gidip kumanda panelinin yorum bölümünden aktive ediyorum. :( Anlayan, çözen varsa aydınlatırsa çok sevinirim. Browser ayarlarımı ve blogger ayarlarımı defalarca gözden geçirip bir takım değişiklikler yapmayı denesem de maalesef bu problemi çözümleyemedim.  Girizgahı burada noktalayıp içaçıcı bir fotoğraf koyayım da şu bunaltılı havayı hemen bertaraf edeyim. :)

Mayısla birlikte her yer rengarenk. Yeşilin, kırmızının en doygun, en canlı tonları... Aralardan göz kırpan pembeler, eflatunlar, sarılar, maviler... Böyle zamanlarda yeryüzü panoramik bir tabloya dönüşüyor ve güzel olan da şu ki; ben de o tablonun içinde, o tablonun bir parçası oluveriyorum. Üstelik bu tablonun bir de ayrıcalığı var... fonda cıvıl cıvıl kuş sesleri...

Kuş demişken, örgü kategorimi şöyle bir geçmişe dönük taradım ve gördüm ki baykuşlu kırlentlerimi hiç paylaşmamışım ben. Ne çok severek örmüştüm ve ne çok severek kullanıyorum oysa. 18.Temmuz.2016 da başlamışım ilk baykuşu yapmaya.

Mavi ile başladığımın bitişi böyle olmuş.

Sonra aynısının bu kez pembelisini yapmışım.


Kırlentlerimi koltuk kumaşlarımla aynı diktirmiştim. Koltukları da sık siliyorum ama özellikle pembe kırlentlerin rengi yıkandıkça daha da açıldı. Daha da yıpranmasınlar diye iki yıldan beri yalnızca yazın kullanıyorum, geçenlerde içlerini de yıkadım, iç yastığın kumaşı çekince kılıflar üstünde bol kaldı. Şimdilik çok yakınlarımızın dışında misafir olarak pek gelen giden yok ama ilk fırsatta içlerine daha dolgun içlikler hazırlamalıyım.

Ramazanda her yerinden altınrengi fışkıran salonum özüne döndü ve yine pembelerine, mavilerine kavuştu. Yetinmedim... madem bahar, tırnak sticker larımla mumlarımı da çiçekledim. Çiçekli hallerini çok sevdim.


Renkli ve çiçekli şeylerin mutluluk verici bir rolleri var. Etrafımda ne çok renkli, çiçekli şey var ise içim de o denli neşeli ve cıvıl cıvıl vesselam. 

Kek fotoğrafım bayramdan kalma... Misafirlere çikolata ve kahve hazırlığı dışında bayram tatlısı yapmadım, yerine küçük ebatta çikolatalı bu keki yaptım (ramazanda da yapmayınca hayli ağır bastı), yanına da ıspanaklı börek. Zaten pek fazla kişi gelmedi, gelenler de o saate dek yedikleri tatlılardan baygınlık geçirmek üzere oldukları için böylesi bir alternatiften mutlu kaldılar. Artık yaşlanıyoruz. Gönül neler istiyor da bedenin ve metabolizmanın da kapasitesi belli azizim! :)

Bir kaç yıllık uzunca bir aradan sonra Bigalı Kalemizin restorasyonu bitti ve ziyarete açıldı. Hem yeni halini görmek hem de müze kartlarımızı yenilemek amacıyla bir öğleden sonramızı oraya ayırdık. Eski hali yıkıntı ve otların, ağaçların istilasına terkedilmiş iken, olmayan şeylerin bile aslına uygun şekilde yeniden yapıldığı güzel bir mekanla karşılaştık. Mevsim itibariyle bahar çiçekleri de ayrı bir hava katmış, tarihi açıdan hüzünlü bir mekan olsa da insanın içini mutlandıran ve hatta gururlandıran da bir atmosferi vardı. Dedelerimizin kullandığı eşyaları, silahları ve onları onarmak için ellerindeki basit aletleri görmek beni fazlasıyla duygulandırdı. Boylu boyunca bir duvara dedelerimizin iş yaparken, nöbet tutarken hallerini siluet olarak hareketli biçimde yansıtmışlar, fonda da konuşmaları ve yaptıkları işlerden çıkan sesler var... En çok etkilendiğim şeylerden biri de bu görüntü oldu. Dönemin ruhunu olduğu gibi aksettirmişler... Sanki o dedeler hiç ölmemiş de hala oradalarmış gibi... (Dede diyorum ama çoğu o zamanlar  gencecikti.) Ah! Bir de o dönemde kullanılan çeşit çeşit, model model gaz lambaları vardı. Çok bayıldığım şeylerden biri de onlar oldu. Fener, lamba ne çok seviyorum. Hadi bu postun son fotoğrafları da Bigalı Kalesi'nden olsun... Bu güzel vatanı savunmak için gözlerini kırpmadan toprağa düşen tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun.

Bu fotoğraf da aynı zamanda kişisel tarihime not olsun. Martın ilk haftası kestirdiğim saçlarım bu kadar uzamışken üç gün önce gittim yeniden kestirdim, uçlarındaki açık kahve renkler de gitti. Şimdi yalnızca önde bir tutam açık kahve var, geri kalan her yer artık gri... İsmimi değiştirip Gümüş Teyze mi yapsam, ben bu gümüş halimi pek sevdim. :)

Yeni bir postta görüşünceye dek herkese sağlıklı, huzurlu günler... Kulağınıza bişey fısıldamak ve unuttuysanız hatırlatmak istiyorum... Hayat geçiyor, kuşlar uçuyor... 

Bazıları da bir duvara konup hayatı dışarıdan seyrediyor. Siz öyle olmayın, olabildiğince içine dalın. (Fotoğrafları Bigalı ile bitirecektim. Dayanamadım bu kargacık burgacıkı da paylaştım. İsmi de çok yakışmadı mı? :)  )



30 Nisan 2022 Cumartesi

the days in ramadan-3 / ramazanlı günler-3

Yarın Arefe... Ve her güzel şey gibi Ramazan da bitiyor. 

Hani dillere pelesenk olmuş "nerede o eski ramazanlar" sözüyle eski ramazanların heyecanına ve sevincine duyulan özlemler havada uçuşur, günümüz ramazanlarının artık heyecansız ve sevinçsiz olduğu vurgulanır ya, benim bu yılki ramazanım tıpkı çocukluğumda olduğu gibi heyecan ve sevinç yüklü bir ramazan oldu. Bunu taaa içimde hissettim. :)

Tamam.. o ramazanlardan bu ramazana ne zaman, ne mekan, ne de karakterler aynı değil... Tamam.. yitip giden çok şey, çok kişi var... Tamam.. bazen özlem depreşip burukluğa kapı açıyor ve o kapıdan palas pandıras giren burukluk her güzel şeyin önüne geçmek için can atıyor... Tamam.. hüzünlü anılar oradan buradan çıkıp zihnine doluşuyor... Tamam.. bir yanın yaprak dökmeye başlıyor... Tamam.. evdeki sesler uzun zamandır kocacıkla ben yani en iyi arkadaşı birbiri olmuş edi ile büdüden ibaret... Tamam.. maskeler kalksa da izole günler sona ermedi henüz... Tamam.. çok şey eksik, çok şey kayıp... Yine de bir şey gelip hepsinin önüne geçti, beni de kendine çekti ve içimdeki heyecanı da sevinci de hep diri tuttu. Dolayısıyla gidiyor olması karşısında, sohbetine-muhabbetine doyamadığım bir arkadaşımla yeterince zaman geçirememiş de erkenden ayrılıyormuş gibi hissediyorum. Keşke en az iki-üç ay filan olsaydı Ramazan...

Bu post da güle güle postu olsun o zaman... :)

Öncelikle belirtmeliyim ki, ramazan süresince hissettiğim tüm olumlu duygular üzerinde evimi cıvıldatmış olmamın da etkisi var kuşkusuz... Hele de 2,5 yıldır pandemi sebebiyle kimseleri konuk edememiş, evdeki her şey sanki unutulmuş gibi yerli yerinde kalmış iken, gelecek olan bu yeni misafir için günler öncesinden beni alan heyecan çok etkin, çok teşvik edici idi. İstedim ki evin her tarafını süsleyip püsleyeyim, ışıl ışıl ışıldatayım, pırıl pırıl pırıldatayım. :) Bu minvalde üretimler yapıp dekore ederken ben de ışıldadım, ben de pırıldadım. :) Paylaşmadığım bir kaç şeyi daha paylaşarak bu postla da ramazanlı günler serimi tamamlayayım. Bu heyecana bu sevince bir nebze de olsa sizleri de ortak edebilmişimdir umarım.

Orta sehpamın ramazan dekorunu paylaşmamıştım bu ana dek. Altın renkten, simlerden orta sehpam da nasibini aldı. 



Ayaklı cam mumlukların içini ve dışını süslemenin dışında sehpa için fazla da bir şey yapmadım. Diğer şeyler kışın kapısından pandemi korkusuyla girip raflarını alelacele taradığım ıvırzıvırcıda bulduğum hoş şeyler. Özellikle led mumlara bayıldım. Ellerinde olan tüm mumları (6 adet) hemen satın aldım. Hem de çok çok ucuz bir fiyata... Meğer deve formundaki mumluklar da, altın ayaklı uzun beyaz led mumlar da yıllardır ellerinde duran şeylermiş. Alıcısı çıkınca sevindiler resmen. Ama ben onlardan daha çok sevindim. Bu arada, ayaklı cam mumlukların üzerindeki fiyonklar da kızımın küçüklük tokalarından... Üstlerindeki süsleri çıkardım, altın renkli sutaşından yaptığım fiyonk üzerine oje ile boyadığım yıldız çıkartmaları yapıştırdım. Uyumu yakaladım. :)

Altın renge boyadığım kuru dalları geçen yıldan bilenler vardır. Geçen yıl üzerlerinde yalnızca minik minik kuşlar vardı. Bu yıl hem büyük kuşları da ekledim, hem de renkli kağıtlardan yaptığım yıldızları da astım..

 Yıldızların sapları altın renkli su taşından... Fiyonk için denediğim kurdelaların hiç biri hoş durmayınca, en sevdiğim makarna olan fiyonk makarnadan birini alıp altın renge boyadım ve üstüne tuttum, "ah, meğer aradığım şey buymuş" diyerek, fiyonklarını makarnadan yaptım. :)

Yapmak isteyenler için yıldızların yapılış videosunu aşağıya ekliyorum. (1.30 dakika sonrasında...)

Ramazanla ilgili çok fazla çıktı aldım. Bir çoğu zaman bulamamamdan ya da kullanmak için henüz uygun yer bulamamamdan dosyada kaldı. Saklıyorum, nasipse seneye kullanmak istiyorum. Bu çıktıyı da bu çerçeve içine yerleştirerek dekora hemen şipşak dahil ettim. Çerçeve ile içindeki renklerin uyumunu çok sevdim. (Normalde koyu renk olan yerler siyah renkte, fotoğrafı editlerken gölgeleri açtığım için oralar da açıldı.)

Şimdi farkettim kapı süslerimi fotoğraflamayı unutmuşum... Merak edenler instagram hesabımda geçen yıl paylaştığım reels videomda görebilirler. Bu yıl gümüş renkliyi dış kapıda, altın renkliyi de oturma odamızın kapısında kullandım. Geçen yıl da ramazan için hazırlamış olduğum "advent calendar"ımı fotoğraflamayı unutmuştum. Bu yıl neyse ki unutmadım. :)

Türkçede bir adı var mı bilmiyorum, ben "gerisayım takvimi" dedim, google "varış takvimi" diye çevirdi ama her ikisi de kulağıma yerinde bir tanım gibi gelmedi. 

Simli kartonlardan minik uzun zarflar yaptım, kapak kenarlarını simli dantelle süsledim, her birine 1 den 30 a dek rakamlar yapıştırdım. Kapaklarını ince kurdelaları deliklerden geçirip fiyonklayarak  tutturdum. O kurdelalar da yıllardır giysilerden kesip sakladığım askı kurdelaları... (Ivırzıvırseverlik bunu gerektirir. :) )

İçlerinde arapça okunuşu ile birer sure ve birer de Türkçe dua var. Geçen yıl "advent calendar"ımı hazırlarken arapça okumayı yeni öğrenmiştim ve bu sayede her gün pratik yapma şansı bulmuştum. Bu yıl da Kur'an ı hatim amacıyla arapça okumama rağmen her gün yine bu zarflardan arapça sureleri ve beraberinde Türkçe duaları okudum. Hem bu vesileyle ramazan ibadetlerime ayrı bir etkinlik eklemiş oldum. Hem de her gün geriye kaç gün kaldığını hiç unutmadım. :) Her gün birini açıp karşıma hangi surenin, hangi duanın çıkacağını beklemek heyecan verici ve sevinçliydi. Önümüzdeki yıl belki daha farklı bir advent calendar hazırlarım.


Bu yıl ramazanı doya doya yaşadım. Benim için hoş geldi, güle güle gitsin. Gelecek ramazanlarda dilerim bu hoşluk daha da katlanarak artar ve blog aleminde bu hoşluğu yakalayan daha nicelerinin sevinçleriyle birlik olur hep birlikte seviniriz. Meğer böylesi kitlesel bir sevinçten ümmet olarak uzak kalmış, mahrum bırakılmışız. Bu yaşımda bunu da keşfettim ve farkettim. Ama buldum. Hayatıma hiç kopmamak üzere ramazan sevincini eklemledim, sahiplendim. Şükür, sonsuz şükür!

Herkese şimdiden şeker tadında güzel bir bayram ve sevgiler...

22 Nisan 2022 Cuma

the days in ramadan-2 / ramazanlı günler-2

 

Bukowski'nin de dediği gibi "bazı anlar hakkında yazmaya bile değer". Benim için ramazanlı günler de öyle... Ama istediğim sıklıkta yazamadım maalesef. Dün ne yapıp edip fotoğraf makinemi aldım ve günlük işlerimin arasına bir kaç "click" sıkıştırdım, gece sahura dek bir kaç fotoğrafı seçip editledim. Bu akşam da fırsat bulmuşken bir postla bloguma sabitleyeyim ve bu postumu da hazırlayınca pek bir mutlu olayım. :) Yalnız editlerken fark ettim ki fotoğrafını çekmeyi unuttuğum bir kaç şey daha olmuş. Belki bayramdan önce onlarla da bir post hazırlarım. Yani umarım...


Salonun hemen hemen her tarafı cıvıldayınca oturma odamızdaki cıvıltıyı tv ünitesi ile sınırlandırdım. Simli pembe kartondan flamamın ana parçalarını kestim. Üzerlerine çıktı aldığım çiçekli ve altın renkli harfleri yapıştırdım, altın renkli ince kurdelaya dizdim, hayalimdeki ramazan flamasını (bunting) yaptım. 


Televizyonun önünde boydan boya minik biblolarım, çerçevelerim vesaire vardı, hepsini kaldırdım ve yapay pembe çiçeklerle o boşluğu tamamen doldurdum, pembe kuşumu da ortasına koydum. İki kenarına yine simli kartondan yaptığım iki ayrı feneri konuşlandırdım. (Önceki postlarda paylaştığım karton fenerlerin içinde cam kavanoz ve cam bardak vardı. Bu fenerlerin içine altın renkli simli kartondan rulolar yaptım, onların üzerini eşit aralıklarla kestiğim simli pembe kartonla kapladım. Yapılışıyla ilgili videoyu şurada paylaşmıştım.) Aralardaki açık bölümlerde (raf mı demeliyim bilemedim) bulunan diğer biblo ve çerçeveleri de kaldırarak görüntüyü sadeleştirdim. Geniş olan boşluğa geçen yılın ramazanında salonumun orta sehpası için hazırlamış olduğum meyveliği koydum. Bu meyvelik çocukluğumun meyveliği, annemden ve çocukluğumdan hatıra... gümüştü ama ben onu bir kaç yıl önce beyaza boyamıştım, geçen ramazanda da kenarlarına altın renkle rötüş yapmış üzerine de ara ara altın sim serpiştirmiştim. Anılarımdaki nesneleri hayatımın içine katmayı seviyorum.

Fenerin desensiz camına da tıpkı pencere camlarında yaptığım gibi çıktı alıp silikonla yapıştırdım. Bu şekilde yapıştırmak cam yüzeylere hiç zarar vermiyor ve yapıştırılan şeyi yüzeyden ayırmak çok kolay oluyor.



Ramazan süslemelerimden üst katın minik antresi ve merdiven trabzanı da nasibini aldı.


Aslında trabzanı süslemek gibi bir niyetim yoktu. Ama evde eskilerden kalma kullanılabilirliği yüksek olup da atıl vaziyette duran süsleri görünce "bunları da trabzanda kullanayım bari" dedim. :) Ortaya böyle bir görüntü çıktı. Her akşam uyumak için yatak odamıza çıkarken bu cıvıltıyla karşılaşmak da sonra çok hoşumuza gitti. Önümüzdeki yıl sanırım cafcaflı bir şeyler düşüneceğim burası için. Sabah uyanıp merdivenlerden inerken toplara pıt pıt dokunup öyle iniyorum. O pıtlarla birlikte içime de neşe doluyor pıt pıt... :)

Beni yıllardır blog aleminden tanıyanlar biliyor, kartondan kuş evleri yapmaya bayılıyorum. Bu kez de ramazan sembollerinin başlıcalarından biri olan fener yapayım ve hatta biri de kuş evi gibi çatılı matılı bişey olsun istedim. Yerde duran büyük fenerin iskeletini, kantinden aldığım bisküvi kutusunun dış hatlarından kestim... İçinden çıkan parçalardan da soldaki yol yönergesi üzerindeki çatılı feneri (lambayı mı demeliydim?) yaptım. Dışlarını gümüş renkli simli kartonla kapladım. Gümüş dantel ve taşlı süs ile  kenarlarını süsledim. Simli kartondan eşit uzun parçalar keserek boşluklara çapraz şekilde yapıştırdım. Led mum ve led ışıkla aydınlattım. Yol yönergesinin ana gövdesi ise streç filmlerden arta kalan iki boş rulo... İkisini birbirine koli bantı ile yapıştırdım, üzerini simli kartonla kapladım. Yön işaretleri yine koli kartonları üzerine yeşil sim karton kaplama... Ahşap harfleri ucuzlukçudan almıştım, bronz renge boyadım... Ayak görevi gören bölüm ise kırılmış olan mumluğumun alt parçası... onu da gümüş renge boyadım, hayatın içine kattım. Her anlamda geri dönüşüm adına bence hoş bir üretim oldu. Çünkü çok sevdim.

Hayatımı ve yaşadığım alanları neşelendirmeyi seviyorum. Onlar neşelendikçe ben de neşeleniyorum. Kudüs halkı da İsrail'in onca zulmüne rağmen her ramazan yaşadıkları Eski Kudüs bölgesinin daracık sokaklarını ışıklandırıyor, süslüyor, bir nevi neşelendiriyor, kendileri de neşeleniyor. Bu onlar için hem hayata karşı yılmaz-küsmez bir duruş, hem de yaşadıkları onca zulme ve İsrail postalları altında geçen ömürlerine rağmen dünyaya karşı devrimci bir duruş. Sineye çekip kahroluncaya dek her şeye rağmen hayata da dünyaya da nanik yapabilen insanları seviyorum. Bu sebepledir ki, birileri "savaştan kaçan Suriyeliler Türkiye'de sefa sürüyor" dediğinde, aslında onların sefa sürmediğini, onları yıldırmaya çalışan dünyaya karşı meydan okuduklarını görüyorum ben. Sızlanıp ah vah edenleri zavallı bulurum, aslolan ne kadar göğüs gerebildiğindir hayata karşı ve onun seni değil, senin onu nasıl alt edebildiğin!... Hele de düşmanın insansa!..

Hadi bu postta da Filistinli müslümanların ışıldattığı Kudüs sokaklarına gidelim... (Fotoğraflar instagramdaki @aya.amiin hesabından... Daha fazlasını anasayfasında ve hikayelerinde bulabilirsiniz.)





İki post önce Singapur sokaklarındaki süslü ramazan taklarını paylaşmıştım. O günlerde bu ramazanın tak süslemesi henüz paylaşılmamıştı. Sonunda paylaşıldı ve en net ve çekim açısı en güzel olan fotoğrafları blogum için seçtim. Üç fotoğraf da instagramdan... İlki stanley_chee hesabından, ikinci ve üçüncü ise yine diğerlerini aldığım drjj55 hesabından...  Singapur'da Geylang Serai adında yiyecek üzerine büyük bir çarşı-pazar var. Bu civarda müslüman Malaylar çok yaşıyor ve  yetkililer her ramazan bu çarşıyı da, yakınındaki caddeleri de ışıklandırıp süslüyorlar. 

Bu tak da çarşının yanındaki ana caddeye kurulan en özel ramazan süsünü taşıyan tak. Bu gündüz görünüşü...

Bu da gece görünüşü... (İç taraftan çekilmiş.)

Bu ise bir üst geçit... Arkası yukarıdaki takın arkasında olduğu gibi süslemeli-ışıklı taklarla devam ediyor... 

Gitmediğimiz, görmediğimiz yerleri evimize getiren internete teşekkür ederek bu postu bitireyim artık. :) Hayat öyle ya da böyle geçip gidiyor, önemli olan onu nasıl yaşadığımız... Sağlık, huzur bizimle olsun yeter ki... Gerisi elde olanın değerini bilmek... 

Yeni bir postta görüşünceye dek herkese güzel günler, sevgiler...